''Bedenimizin gereksinimleri aslında o kadar az ki; bedenimizden acıyı uzak tutalım, kendimize yeni zevkler bulalım yeter. Doğamız bundan başka bir şey istemez; evimizin önünde, gecenin geç saatlerine kadar toplanmayan zengin sofrayı aydınlatan meşaleleriyle, altından genç adam heykelleri olmasa ne olur? Salonumuz gümüşlerle, altınlarla ışıl ışıl parlamasa, ud müziğinin yankılanacağı oymalı tavanlarımız olmasa ne olur? Oysa doğa bize ne lüksler sunar! İnsanlar dostlarıyla birlikte bir dere kenarında, çimenlerin üstünde, koca bir ağacın gölgesi altında oturup neredeyse hiç para harcamadan hoş vakit geçirip rahatlayabilirler. Hele de güneş parlıyorsa ve yılın o mevsiminde yeşil çiçekler açmışsa, ne güzel.''

 Lucretius – Konuşmalar,

Bukowski ile devam ediyorum; “Başkalarının benim hakkımda ne düşündüğünü umursamayarak ömrümü 10 yıl uzattım”.

Artık yaşadığımız yıllar yaşayacaklarımızdan daha fazla, hala insan dediğimiz varlık karşısında panikliyoruz. İnsan keşmekeş içinde yığılmış bir köy gibi olan kentlerde kendini kaybediyor, ayakları yere basmıyor, toplumuna yabancılaşıyor…

Gecenin geç saatlerinde komşumuzdan biri vefat etmişse ve biz çığlıkları duyduğumuz halde kapıyı çalamıyorsak bitmişiz demektir. Burada komşunuzun sizin hakkınızda ne düşündüğünü önemsiyorsanız hala sizde umut var demektir…

İlk insanlar yemek gereksinmeleri için doğada saatlerce çaba gösterirlerdi ve bir şekilde spor yapmış olurlardı, obezite denilen bir hastalık yoktu, oysa şimdi hazır yemekler, her şeyi kolay elde etmemiz insanı modern çağın hastalığı olan obezite ile tanıştırmış oldu, şimdi de zayıflamak için spora ve ilaçlara milyonlarca lirayı aktarıyoruz… Beton duvarların arasına sıkışınca Güneş’ den uzaklaştık ( genelleme yapıyorum, bizim coğrafyamızda güneş bol ) bu da vücudumuzda D vitamini eksikline neden oldu ve yine yeni bir hastalık türedi, artık  Avrupa insanı güneşi gördüğü an soyunmaya başladı.

Doğa bize her şeyi eşit ve bedava sunar, özellikle Uzakdoğu da oksijen çadırları oluşturuldu ve para ile oksijen almaya başladık. Yakın tarihe kadar suyun para ile satılacağını söyleselerdi inanmazdık, oysa şimdi şişe elimizde şişe suları ile geziyoruz, alıştık, alıştırdılar, alışmamalıyız…