Karayipler’de bir ada…
Adı yıllarca fısıltıyla anıldı.
Sonra patladı.
Jeffrey Epstein ve onun özel adası
Little Saint James…
Çocuk istismarı iddiaları, güçlü isimler, kapalı kapılar ardında dönen sistematik bir karanlık.
Şimdi size soruyorum:
Sizce o adada yapılan kötülük sadece o adaya mı mahsus?
Hayır.
O ada sadece bir vitrin. Kötülük ise küresel.
Bazıları hemen parmağı Batı’ya sallıyor: “İşte medeniyet dediğiniz Avrupa bu.”
Kimileri işi dinlere bağlıyor. “Hristiyanlık böyle”, “Yahudilik şöyle” …
Hayır!
Kötülüğün dini yok. İstismarın pasaportu yok.
Zulüm herhangi bir kutsal kitabın tekelinde değil.
Eğer öyle olsaydı, dünyanın başka yerlerinde tek bir istismar vakası bile olmazdı.
Peki Aynaya Bakmaya Cesaretiniz Var mı?
Türkiye’de çocuk istismarı vakaları yok mu?
Orta Doğu’da yok mu?
Tarikat evlerinde, apartman dairelerinde, köylerde, şehirlerde yok mu?
Kendi evinde annesi babası tarafından şiddete uğrayan çocukları görmüyor muyuz?
“Kol kırılır yen içinde kalır” diye susturulanları bilmiyor muyuz?
Biliyoruz.
Ama konuşmuyoruz.
Çünkü başkasının günahını konuşmak daha kolay.
Bu dosya gündeme gelince sosyal medyada bir kesim hemen bağırıyor:
“Çözüm şeriat!”
Soruyorum: Kötülük bir sistem değişikliğiyle ortadan kalksaydı, tarih boyunca hiçbir dindar toplumda tek bir istismar vakası olmazdı.
Ama Oldu. Ve hala devam ediyor…
Çünkü mesele hukuk sisteminin adından önce insanın içindeki karanlık.
Din üzerinden siyaset yaparak, acı üzerinden algı oluşturarak, çocukların dramını ideolojik malzemeye çevirerek hiçbir yere varamazsınız.
Bu, çözüm değil.
Bu, öfkeyi yönlendirme taktiği.
Epstein’ın adası bir sembol.
Ama kötülük sadece lüks adalarda yaşanmıyor.
Kötülük; Koridoru loş bir evde,
Kapısı kilitli bir odada,
“Aman duyulmasın” denilen mahallede,
Güçlü birinin arkasına saklanan sistemde yaşıyor.
Ve biz hâlâ meseleyi Batı-Doğu, din-dinsizlik tartışmasına indiriyoruz.
Gerçek mücadele şudur:
Çocuğu koruyamayan her sistem sorgulanır.
Suçluyu saklayan her yapı teşhir edilir.
Gücü arkasına alan her istismarcı hesap verir.
Bu, din savaşı değil.
Bu, iyilikle kötülüğün savaşı.
Eğer mesele gerçekten çocuksa, hiç kimse bu acıyı ideolojik bayrak yapamaz.
Kötülüğün dini yok.
Ama maskesi var.
Bazen kravat takar.
Bazen cübbe giyer.
Bazen “ahlak” diye bağırır.
Ama özünde aynıdır.
Ve biz hâlâ birbirimizi suçlamakla meşgulken, bir çocuk daha susar.