105 yıl önce bugün ülkenin ve milletin üzerinde kara bulutlar çökmüştü. Bu bulutları dağıtmak için ülkenin dört bir yanında amansız bir mücadele veriliyordu. Bu mücadelelerden birisi de Antep'te yaşanıyordu. Antep halkı amansızca bir direniş gösteriyor, topraklarından vazgeçmiyordu. Canlarını vermiş, kanlarını dökmüş fakat namusundan, toprağından ödün vermemişti. Dile kolay, 6317 şehit verdik.Destanlara konu olacak bir direnişle karşılaşmıştı Fransızlar. Sadece Fransızlara karşı değil; kıtlığa, imkânsızlıklara karşı da topyekûn mücadele ettik. Bu mücadele öylesine büyüktü ki Fransızların tarihinde bile yerini alacaktı.
"Türkler silahlarımız yüzünden değil; şehirde yiyecek hiçbir şey kalmadığı, çocukların açlıktan öldüğü ve cephaneleri tamamen tükendiği için savaşı durdurdu." itirafı açıkça yer alır. Fransızlar, Antep halkının destansı direnişi ve Millî Mücadele'nin diğer cephelerindeki askerî başarıların ardından bu topraklardan çekilmek zorunda kaldı. Tüm lojistik, mühimmat ve haritaları bırakmak şartı ile Ankara Antlaşması imzalandı.
Fransızlardan kalan mühimmatlar ve özellikle haritaların düşman birliklerinin yerini göstermesi, Kurtuluş Savaşı'nın başarıya ulaşmasında ve ülkenin üzerindeki kara bulutların dağılmasında büyük rol oynadı. Bir milletin istikbaline güneş gibi doğdu Antep'in bu amansız mücadelesi. “Ben Anteplilerin gözlerinden nasıl öpmem ki? Onlar yalnız Antep’i değil, Türkiye’yi de kurtardılar.”
İşte bugün, bir asır sonra yine güzel memleketimin üzerine "açılımdı", "sözde barış süreciydi" diyerek yine kara bulutlar çökertmek istiyorlar. EY GAZİ ŞEHRİN GAZİ EVLATLARI, bir asır sonra bu görev yine sana düştü. Gün, kara bulutların üzerine güneş gibi doğma vaktidir. Ayağa kalk, kim olduğunu hatırla; şehitlerinin kanlarını, gazilerin hayatlarını, memleketinin bir karış toprağını çakal sürüsüne pazarlık ettirme.
Bir asır önce bu topraklarda mücadele eden atalar, kendilerine “Bize ne?” deme lüksünü tanımadılar. Çünkü onlar biliyordu ki vatan dediğin şey yalnızca üzerinde yaşadığın topraktan ibaret değildir. Vatan senden önce uğruna can verenlerin emaneti, senden sonra yaşayacaklara bırakacağın mirastır. Onlar aç kaldılar, susuz kaldılar, cephaneleri tükendi; ama ümitleri tükenmedi. Biliyorlardı ki bir milletin elinden toprağını almak istiyorsan önce o milletin ruhunu teslim alman gerekir. Antep bunu şiddetle reddetti. Bugün bize düşen de onların bıraktığı emanete sahip çıkmaktır. Dün düşmana karşı tüfekle, süngüyle, açlıkla mücadele eden bu şehir; bugün aynı mücadeleyi aklıyla, ferasetiyle, birlik ve beraberliğiyle göstermek zorundadır. Bizim imtihanımız da budur.
Şehitlerin kanıyla sulanmış bu topraklarda, onların uğruna mücadele ettiği değerleri bir pazarlık konusu hâline getirmemek... Gazilerin canları pahasına savunduğu bu şehri, bu milleti ve bu vatanı günübirlik hesaplara kurban etmemek... Ve en önemlisi, bize bırakılan emaneti bizden sonrakilere başımız dik bir şekilde teslim etmek. Çünkü ataların bize bıraktığı en büyük miras yalnızca bir şehir değildir; bir duruştur, bir iradedir, bir “Buradayım, teslim olmuyorum!” haykırışıdır. Ve o haykırışın üzerinden tam bir asır geçse de hâlâ duyulmaktadır.
“Ve unutma: Sen yalnızca Gaziantep değilsin; sen, bir milletin teslim olmayacağının adısın.”