“Hayatınızın en pahalı dersini, hayatınızdaki en ucuz insandan alacaksınız.”

Bu sözü bir kenara not edin. Çünkü bazı cümleler vardır; ilk duyduğunuzda güzel gelir, zaman geçtikçe anlam kazanır. Bu da onlardan biri. Hayat bize her zaman derslerini büyük insanlardan, önemli olaylardan, büyük kayıplardan öğretmez. Bazen en ağır dersi, hayatımızda en az değer verdiğimiz bir insan verir. Hatta çoğu zaman o insanı önemsemeyiz.

“Bundan bir şey olmaz” deriz. “Ne kaybedebilirim ki?” diye düşünürüz. “Ben onu zaten tanıyorum” diye kendimizden emin konuşuruz. İşte hayatın yanıldığı yer tam da burasıdır.

Çünkü insanları hayatımızdaki maddi, sosyal ya da duygusal değerleriyle ölçmeye başladığımızda, onların bize verebileceği dersin büyüklüğünü de küçümseriz. Oysa bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bir gerçeği göstermek için girer. Kimi bize güvenmenin bedelini öğretir. Kimi herkese hak ettiğinden fazla değer vermemeyi… Kimi susmanın, kimi konuşmanın, kimi ise gitmenin zamanını… Bazıları da bize en acı şekilde şunu öğretir: İnsanı olduğu gibi görmek, olmasını istediğimiz gibi görmekten çok daha önemlidir. Belki de hayatımızdaki en pahalı dersler, en ucuz hesapların yapıldığı yerlerde çıkar karşımıza. Birine birkaç dakikamızı ayırırız, karşılığında yıllarca taşıyacağımız bir hayal kırıklığı yaşarız. Birine sonsuz güven veririz, karşılığında güvenin ne kadar kıymetli olduğunu öğreniriz. Birini kaybetmemek için kendimizden taviz veririz, sonunda kendimizi kaybetmenin ne demek olduğunu anlarız. Ve gün gelir, geriye dönüp baktığımızda şunu fark ederiz: O insan hayatımızdan çıkmış olabilir ama bıraktığı ders hâlâ bizimledir. Belki de asıl mesele, o insanın ne kadar değerli ya da değersiz olduğu değildir. Asıl mesele, bizim ondan ne öğrendiğimizdir. Çünkü hayat bazen öğretmenlerini seçmemize izin vermez. Önümüze bir insan çıkarır. Sonra o insanın davranışları, seçimleri, ihaneti, vefasızlığı, sevgisi ya da sessizliği üzerinden bize kendimizi anlatır. İnsanın en pahalı dersleri de çoğu zaman burada başlar. Üstelik bu derslerin bir bedeli vardır. Kimi zaman yıllardır biriktirdiğimiz güveni öderiz. Kimi zaman zamanımızı… Kimi zaman paramızı… Kimi zaman gururumuzu… Kimi zaman da kalbimizi. Fakat belki de en ağır bedel, insanları tanımayı öğrenirken kendimizden götürdüklerimizdir.

Bu yüzden hayatınızdaki insanları küçümsemeyin. Size göre önemsiz olan birinin, hayatınızda önemli bir iz bırakmayacağını düşünmeyin. Çünkü hayatın garip bir adaleti vardır: Bazen en küçük gördüğünüz insan, size en büyük gerçeği öğretir. Ve o dersin faturası geldiğinde, “Bu kadar pahalı olacağını bilmiyordum” dersiniz. Ama artık çok geçtir. Yine de her pahalı dersin bir kazancı vardır. Bir daha aynı hatayı yapmamak… Kime güveneceğinizi daha iyi anlamak… Kendi sınırlarınızı öğrenmek… Ve en önemlisi, insanların hayatınızdaki yerini belirlerken onların size ne kadar yakın olduğundan çok, size nasıl davrandığına bakmak. Çünkü bazı insanlar hayatımıza ödül olarak değil, uyarı olarak girer. Bazıları ise bize şunu öğretir: Her gülümseyene dost, her yakına güvenilir insan, her sessiz kalana da iyi insan dememek gerekir. Hayat, bazen insanları göndererek öğretir. Bazen de insanları bizden alarak… Ve günün sonunda geriye tek bir soru kalır: “Yaşadığım şey bana ne öğretti?” Cevabınız varsa, çektiğiniz acı tamamen boşa gitmemiş demektir. Çünkü bazı insanlar hayatımızdan çıkar. Ama onların bıraktığı ders, ömrümüz boyunca bizimle kalır. İşte bu yüzden o sözü unutmayın:

“Hayatınızın en pahalı dersini, hayatınızdaki en ucuz insandan alacaksınız.”