Adam ömrünün büyük bölümünü köyde, yabanda geçirmiş. Yatsı namazını kıldıktan sonra kafayı yere vurup ta sabah ezanına kadar deliksiz uyumuş.

Sabah ezanıyla uyanmış, namazını kılmış. Hanımının hazırladığı öğle yemeği çıkınını “kamasının” ya da “bel’inin” ucuna takmış onu da omzuna almış, tutmuş bağının, bahçesinin, bostanının, ya da tarlasının yolunu. Güneşin altında başlamış bel bellemeye. Susamış pınarın gözünden suyunu içmiş. Hava tertemiz, mis gibi…

 **

Yıllar sonra bu adamcağız şehre gelir…

Oğlan uşak şehirde, şehirli olmuşlar. Onların yanında kalmaya başlar. Ama içi hiç rahat değil. Çünkü şehir yaşamı kendini sıkmakta; bağını bahçesini köyünün hür yaşamını temiz havasını özlemekte. Hele hele hastalanıp ta doktora gidenlere hiç dayanamamaktadır.

Hastalanan insanların yanında başlar hava atmaya:

“Ben ömrühayatımda doktor yüzü görmedim, bir tek ilaç bile almadım.”

 ***

Bu dedemiz ahir ömründe hastalanır.

Çoluk çocuk etrafında pervane; baba, dede senin doktora gitmen gerekir, kalk hemen gidelim.

Dede inatla, “hayır ben bu yaşa kadar doktora moktora gitmedim, bundan sonra da gitmem…”

Dedemiz bunları söylerken öyle bir şımarık hareketler yapar ki, karşısındaki insanlar bu yaşta bir insanın nasıl böyle şımarık hareketler yaptığına anlam veremez, inanamazlar…

Dede sanki hayatla dalgasını geçmekte…

Ama ne yazık ki; hayatın gerçekleri hiçte sanıldığı gibi değil. 

 ***

 Çoluk çocuk, torun torba haline koymaz doktora götürürler…

Doktor muayeneden sonra reçete yazar ve yapması ya da yapmaması gerekenleri sıralar. Doktorun dedikleri bizim dedenin hiç ama hiç kafasına yatmamaktadır. Bir kulağından girer diğerinden çıkar. Kafasından “ben bir eve gideyim, bir tutam payaşanını ağzıma atayım, bakın bir şeyim kalır mı” diye geçirmektedir.

 

***

 

Oysa iş sandığından çok daha vahimdir…

Rahatsızlığı kalp.

Anjiyo gerekmektedir. Doktor kalp damarlarından bir ikisinin tıkalı olduğundan şüphelenmektedir. Tabii bizim dedeye bunu anlatamaz.

Dede halen “benim kalbimde malbimde hiçbir şey yok. Ben soğuk almışım evde zahterli limonlu sıcak bir şey içersem geçer” demektedir…

 ***

 Oysa…

Hayatta bazı gerçekler vardır ki; onu önemsememek, dikkate almamak insanı önlenmesi imkânsız felaketlere götürür.

 ***

 Bu esasında bir hikâye.

Ama özellikle kalplerinden rahatsız olanlar, bilmelidirler ki; rahatsızlıkları sıradan bir hastalık değildir. Kalbin bir anlık teklemesi her şeyin son olabilir.