Uzun yıllar boyunca bireylerin ve hane halklarının ekonomik güvenliği, büyük ölçüde gelirin sürekliliği üzerinden tanımlandı. Düzenli maaş, istikrarlı iş, öngörülebilir prim ve emeklilik beklentisi hem bireysel planlamanın hem de sosyal refah anlayışının temel taşlarıydı. Ancak son yıllarda bu yerleşik yaklaşım belirgin biçimde sarsılıyor. Bugün giderek daha fazla insan için belirleyici olan, gelirin ne kadar düzenli olduğu değil ne kadar hızlı elde edilebildiği. Kazanımın hızı, gelirin sürekliliğinin önüne geçerken, bu dönüşüm yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyolojik ve psikolojik bir kırılmayı da beraberinde getiriyor.
Bu değişimin arkasında birkaç temel dinamik bulunuyor. En başta, yüksek ve kalıcı enflasyon ortamı, gelirin zaman içindeki değerini hızla aşındırıyor. Ay sonunda alınan maaş, ayın başındaki alım gücünü koruyamıyor. Bu durum, bireyleri “daha sonra” yerine “hemen” kazanmaya yöneltiyor. Paranın bugünkü değeri, gelecekteki değerine kıyasla çok daha anlamlı hale geliyor. Böyle bir ortamda, düzenli ama yavaş akan gelir, ekonomik güvenlik hissi üretmekte yetersiz kalıyor.
İkinci önemli etken, iş gücü piyasasının yapısal dönüşümü. Esnek çalışma, proje bazlı işler, serbest meslek ve platform ekonomisi giderek yaygınlaşıyor. Tek bir işverene bağlı, uzun vadeli kariyer modeli yerini çoklu gelir kaynaklarına bırakıyor. Bu yeni düzende bireyler için önemli olan, aylar boyunca aynı geliri elde etmekten ziyade, kısa sürede nakde dönüşebilen fırsatları yakalamak. Kazanımın hızı, belirsizlik karşısında bir tür sigorta işlevi görüyor.
Üçüncü olarak, dijitalleşme ve finansal teknolojiler bu zihniyet değişimini hızlandırıyor. Mobil bankacılık, anlık ödeme sistemleri, dijital cüzdanlar ve yatırım uygulamaları; paraya erişimi ve paranın el değiştirme hızını artırıyor. İnsanlar kazandıkları geliri bekletmek yerine, hızla harcayabiliyor, dönüştürebiliyor veya başka bir kazanç fırsatına yönlendirebiliyor. Bu durum, “süreklilik” kavramını geri plana iterken, “akış” kavramını öne çıkarıyor.
Bu yeni ekonomik psikolojinin en görünür yansımalarından biri, yatırım ve tasarruf davranışlarında görülüyor. Uzun vadeli, düşük getirili ama güvenli araçlar cazibesini yitirirken; kısa sürede yüksek getiri vaat eden enstrümanlar daha fazla ilgi çekiyor. Bireyler için önemli olan, paranın yıllar içinde istikrarlı biçimde artması değil, kısa sürede gelir yaratabilmesi. Bu da beraberinde daha yüksek risk iştahını getiriyor. Kazanımın hızına odaklanmak, çoğu zaman risklerin de hızla göz ardı edilmesine yol açıyor.
Tüketim alışkanlıkları da bu dönüşümden payını alıyor. Hızlı kazanılan para, hızlı harcanıyor. Anlık kampanyalar, sınırlı süreli fırsatlar ve “kaçırma korkusu” üzerinden kurgulanan pazarlama stratejileri, bu eğilimi daha da besliyor. Gelirin sürekliliği yerine kazanımın hızına odaklanan birey, geleceğe dönük plan yapmaktan ziyade bugünü maksimize etmeye çalışıyor. Bu durum, tasarruf oranlarının düşmesine ve finansal kırılganlığın artmasına neden olabiliyor.
Öte yandan bu eğilimin toplumsal boyutu da göz ardı edilemez. Gelirin sürekliliği, sosyal güvenlik sistemleriyle, kıdem haklarıyla ve emeklilik planlarıyla desteklenen bir yapıyı ifade ederken; kazanımın hızına dayalı ekonomi daha bireysel, daha parçalı ve daha güvencesiz bir zemine oturuyor. Birey, kendi riskini kendi yönetmek zorunda kalıyor. Bu da ekonomik eşitsizliklerin derinleşmesi riskini beraberinde getiriyor. Hızlı kazanma imkânına erişebilenler ile bu imkânlardan dışlananlar arasındaki fark açılıyor.
Ancak bu dönüşümü yalnızca olumsuz bir kırılma olarak görmek de eksik olur. Kazanımın hızının önem kazanması, aynı zamanda girişimciliği, yaratıcılığı ve esnekliği teşvik ediyor. Mikro girişimler, yan işler ve bireysel üretim modelleri, bu yeni anlayış sayesinde daha görünür hale geliyor. İnsanlar tek bir gelir kaynağına mahkûm olmadan, becerilerini farklı alanlarda gelire dönüştürebiliyor. Bu açıdan bakıldığında, hız odaklı kazanım modeli, doğru araçlar ve politikalarla desteklendiğinde ekonomik dinamizmi artırma potansiyeli de taşıyor.
Sonuç olarak, gelirin sürekliliğinden kazanımın hızına doğru yaşanan bu kayış, geçici bir eğilimden ziyade, mevcut ekonomik koşulların ve yapısal dönüşümlerin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkıyor. Ancak bu yeni denge, beraberinde ciddi riskler ve kırılganlıklar da getiriyor. Ekonomi politikalarının, finansal okuryazarlığın ve sosyal koruma mekanizmalarının bu gerçekliği dikkate alarak yeniden düşünülmesi gerekiyor. Aksi halde hızla kazanılan paranın, aynı hızla kaybedildiği bir döngü, bireyler ve toplum için kalıcı bir istikrarsızlık kaynağına dönüşebilir.
ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar