BİZİM İÇİN KUTSAL OLAN TBMM’NİN KUTSALLIĞININ HİÇE SAYILDIĞI; O KUTSALLIĞA SAYGNIN GÖSTERİLMEDİĞİ BİR TBMM İSTEMİYORUZ. BU MEKANA SAYGI İSTİYORUZ!!!
HANİ…
Son günlerde hemen herkes sohbetleri sırasında birbirine:
Hani…
Diye başlayan bir şeyler soruyor.
Anlaşılan o ki, “Cami ne kadar büyük olursa olsun, hoca efendi bildiğini okur” gerçeği bütün haşmetiyle karşınıza dikilecek…
Çünkü herkes olayları-gelişmeleri bulunduğu ortama ve ana göre yorumluyor.
Esas olan; benim çıkarım, benim görüş açım ve inancım. Gerisi teferruat, diyor.
Gerçekçilik felsefelerini de bu teferruata göre uyarlıyor. Bir gün sonra günün gelişmesine göre de aynen çark ederek bir gün önceki beyanat, sanki kendine ait bir beyanat değilmiş gibi çark ediyor, edebiliyor.
Her kafadan onlarca sesin çıktığı bir dönem yaşıyoruz. Kimin ne vaat ettiğinin belli olmadığı, kimin vaat ettiği şeylerden bir anda nasıl çark ettiğinin anlaşılmadığı bir dönem yaşanmakta…
Daha aylar var.
Ama ülkem her ne hikmetse üç gün sonra seçime girecekmiş gibi bir atmosfer içine sokuldu.
Ahali de haliyle bu fırdöndüye ayak uydurmaya çalışıyor. Buna çalışırken de bazen yanlışlar yapıyor; zülfüyâra dokunuyor!
Şu günlerde ahalinin birbirlerine sıkça sordukları:
Gerçek bir demokrasi: “Her fert kendini istediği şekilde ifade etmek özgürlüğüne sahiptir” demektir.
O halde, hani…
Baraj düşürülecekti, hatta tamamen kaldırılacaktı?
Hani koalisyonlar dönemi bitmişti?
Hani kontrolsüz, başıboş seçim olmayacak, en üst seviyede denetlenecekti?
Diyen diyene!
Bileğine güvenenler; “biz bunu hep dile getiriyor, barajı düşüreceğiz, hatta kaldıracağız” diyorduk…
Derken…
Bir diğer cenah bu teklifi ya da söylemleri başka türlü yorumluyor…
Ahalide bir o yana, bir bu yana bakıp duruyor…
Haydi rast gele…
Her şeye rağmen inşallah her şey iyi olacak, ben buna inanıyorum.
Ülkemin yarınları çok güzel olacak!
BİZ…
BİZİM İÇİN KUTSAL OLAN TBMM’İNİN KUTSALDLIĞININ HİÇE SAYILDIĞI; O KUTSALLIĞA SAYGININ GÖSTERİLMEDİĞİ BİR TBMM İSTEMİYORUZ. BU MEKANA SAYGI İSTİYORUZ!!!