İşe 19 Mayıs Bayramlarının kutlama törenlerini yasaklattırarak başladılar. Onlara göre namus kızların kadınların bacaklarında ya… Gerekçeleri hazır. Ya bu bayramlarda kızlarımız alanlara türban başlıklarla, çarşaflarla çıkacaktı ya da törenler kökten yasaklanacaktı.
Türbanla çarşafla beden hareketleri sıkmadı. Kestirme yol yasaklamaydı. Yasakladılar. Böylece bir taşla iki kuş vuracaklardı. Hem bacaktan yola çıkılarak namus kurtarılacaktı hem de 19 Mayıs’ın Atatürk’ü anma gününü de yok sayacaklardı.
Öyle ya, neydi bu böyle? Atatürk’ün doğumuymuş, anma günüymüş… Atatürk’ün adını ağızlarına almaya bile korkanlar başka türlü davranabilir miydiler?
Onlar yasaklatadursunlar. Bizler 19 Mayıs Gençlik, Spor ve Atatürk’ü anma bayramımızı gençlerle ihtiyarlar… Kadınlarla erkekler omuz omuza kutladık. Hem de, “Haydi bunu da yasaklattır!” dercesine, alanlarda...
***
Ardından 30 Ağustos geldi. Varla yok arası göstermelik törenler düzenlendi. Hepsini birden yasaklamayı göze alamadılar bu kez. Gerçi önlerinde hemen hemen engel kalmamış gibiydi. Orduyu duman ettiler. Bütün paşaları zindanlara attırdılar.
Bütün mahkemeler göbekten bağlandı. Üst mahkemeler de öyle. Senden olmayan herkesin gözleri delikte parlayacak…
Ah Hitler, canım Hitler… Zamansız doğmuşsun. Bu kadarını yapmayı akıl edemedin sen.
Sen onbaşıydın değil mi Adolf Hitler? Bir onbaşının neler yapabileceğini göstermiştin değil mi tüm dünyaya. Eh, bundan da bir ders alan çıkar artık herhalde, yıllar sonra…
Onlar yasaklatadursunlar. Bizler 30 Ağustos Zafer Bayramımızı da gençlerle ihtiyarlar… Kadınlarla erkekler omuz omuza kutladık. Hem de, “Haydi bunu da yasaklattır!” dercesine, alanlarda...
Dahası, Ata’mız da yanımızdaydı. Nazım da yanımızdaydı. Bakın ne diyordu Nazım bu kutlamamıza ışık olurken:
“Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki
şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
güzel, rahat günlere inanıyordu
…..
sarışın bir kurda benziyordu.
ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
yürüdü uçurumun başına kadar.
eğildi, durdu.
bıraksalar
ince, uzun bacaklarının üzerinde yaylanarak,
ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon Ovası’na atlayacaktı.”
Bize de öğretti atlamayı uçurumların başından ovalara Atamız. Biz de atlayabiliriz gerektiğinde “ince, uzun bacaklarının üzerinde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak…”
Bize de öğretti vatan nasıl kurtarılır analarımız, ninelerimiz, Nazım’ın destanına konu olarak, ışık saçtılar yollarımıza:
“Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
ve sanki hiç yaşanmamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve kara sabana koşulan ve ağıllarda
….
şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başlı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üzerinden Afyon’a doğru.
***
Sıra Cumhuriyet Bayramında. Uzakta değil Cumhuriyet Bayramı. O ulusal bayramımızın da başına bir çorap örecekler herhalde.
2023, Ekim 29’unun hesabını yapıyorlar şimdiden. Bir bildikleri olsa gerek. O Cumhuriyet başka bir cumhuriyet mi olacak acaba?
Onu da yasaklasınlar. Önemli değil. Biz Cumhuriyet Bayramımızı da gençlerle ihtiyarlarla… Kadınlarla erkeklerle omuz omuza kutlarız. Hem de, “Haydi bunu da yasaklattır!” dercesine, alanlarda...
Cumhuriyetimize canımız feda!
***
Geriye ne kalıyor?
23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramı, değil mi?
“Egemenliğin ulusun olmadığını ta başından söylemişlerdi. Kulak asmamıştık. “Söyleyip dursunlar hele” demiştik.
Yine söylesinler. Bunu da yasaklasınlar. Onlar tek başkanlı sisteme dönsünler. Baştaki tek adam istediği zaman ulusal egemenliğin üssü olan Büyüt Millet Meclisini de iki dudağının arasından çıkacak bir tek sözcükle kapattırsınlar.
Bizler Ulusal Egemenlik Bayramımızı da çocuklarımızla, gençlerimizle, ihtiyarlarımızla, Kadınlarımız-erkeklerimizle omuz omuza yine kutlarız. Hem de, “Haydi bunu da yasaklattırın!” dercesine, alanlarda...
Bizler kimin çocuklarıyız, onlar bilemiyor daha. Bizler Karayılanların çocuklarıyız. Hani şu Nazım’ın Kurtuluş Savaşı Destanından çıkıp, atına atlayarak Kilis yollarından gele getiren Karayılan var ya, onun...
Biz de ondan öğrendik vatanı, namusu savunmayı.
Nazım dedi ki:
“Karayılan
Karayılan olmazdan önce.
Düşman Antep'e girince
Antepliler onu
korkusunu saklayan
bir fıstık ağacından
alıp indirdiler.
Altına bir at çekip
eline bir mavzer
verdiler.
Antep çetin yerdir.
Kırmızı kayalarda
yeşil kertenkeleler.
Sıcak bulutlar dolaşır havada
ileri geri...
Düşman tutmuştu tepeleri,
düşmanın topu vardı.
Antepliler düz ovada
sıkışmışlardı.
Düşman şarapnel döküyordu,
toprağı kökünden söküyordu.
Düşman tutmuştu tepeleri.
Akan : Antep'in kanıydı.
Düz ovada bir gül fidanıydı
Karayılan'ın
Karayılan olmazdan önceki siperi.
Bu fidan öyle küçük,
korkusu ve kafası öyle büyüktü ki onun,
namlıya tek fişek sürmeden
yatıyordu yüzükoyun.
Antep sıcak,
Antep çetin yerdir.
Antepliler silâhşor olur.
Antepliler yiğit kişilerdir.
Fakat düşmanın topu vardı.
Ve ne çare, kader,
düz ovayı Antepliler
düşmana bırakacaklardı.
«Karayılan» olmazdan önce
umurunda değildi Karayılan'ın
kıyamete dek düşmana verseler Antep'i.
Çünkü onu düşünmeğe alıştırmadılar.
Yaşadı toprakta bir tarla sıçanı gibi,
korkaktı da bir tarla sıçanı kadar.
Siperi bir gül fidanıydı onun,
gül fidanı dibinde yatıyordu ki yüzükoyun
ak bir taşın ardından
kara bir yılan
çıkardı kafasını.
Derisi ışıl ışıl,
gözleri ateşten al,
dili çataldı.
Birden bir kurşun gelip
kafasını aldı.
Hayvan devrildi kaldı.
Karayılan
Karayılan olmazdan önce
kara yılanın encâmını görünce
haykırdı avaz avaz
ömrünün ilk düşüncesini .
«İbret al, deli gönlüm,
demir sandıkta saklansan bulur seni,
ak taş ardında kara yılanı bulan ölüm.»
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olan,
fırlayıp atlayınca ileri
bir dehşet aldı Anteplileri,
seğirttiler peşince.
Düşmanı tepelerde yediler.
Ve bir tarla sıçanı gibi yaşayıp
bir tarla sıçanı kadar korkak olana :
KARAYILAN dediler.
«Karayılan der ki : Harbe oturak,
Kilis yollarından kelle getirek,
nerde düşman varsa orda bitirek,
vurun ha yiğitler namus günüdür...»
Hepimiz Karayılan’ız artık.
Onlar yasaklatadursunlar. Bizler 23 Nisan Ulusal Egemenlik bayramımızı da kutlarız çocuklarımızla, gençlerimizle, ihtiyarlarımızla… Kadınlarımızla erkeklerimiz omuz omuza.
Hem de, “Haydi bunu da yasaklattır! Gel de göreyim!” dercesine, alanlarda...
Alanlarda…