Değerli Okuyucularım,

İçimizdeki Ben’in nasıl işlediğini, bizi biz yapan bu sistemin ince detaylarını incelemeye devam ediyoruz. Gerçek şu ki; yaşam içerisinde başımıza gelen her şeyi biz yaratıyoruz. Başarı, mutluluk, huzur, üzüntü; insanı insan yapan tüm bu durumları yaratmaya da yok etmeye de muktediriz. Seçtiğimiz eylemler ve davranışlarımız, yaşam yolculuğumuzdaki istikametimizi belirliyor.

Geçen hafta, inançlarımız ve varsayımlarımızın bizim için oluşturacağı tehlikelerden bahsettik. İnsan, anlam arayan bir varlıktır. Zihnimiz, etrafımızda olan biteni anlamlandırmaya çalışırken, inançlarımız ve varsayımlarımız çıkartacağımız anlamı yararsız, hatta zarar verecek şekilde filtreleme potansiyeline sahipler. Bu iki arkadaş (inançlar ve varsayımlar), düşüncelerimizi çarpıtıp hakikatin önüne bir perde indirme kabiliyetine sahipler. Dolayısıyla aman dikkat! Bir konu hakkında bir anlam çıkartıp düşünce oluştururken lütfen yararsız varsayımlarınızdan ve inançlarınızdan arındığınızdan emin olun. Varsaymayın. Aksine çocuk merakıyla sorular sorun ve hakikati, çıplak gerçeği bulmaya çalışın!

Yaşamdaki anlam arayışında, inançlarımız ve varsayımlarımız her zaman bizimle olacak. Bunda yanlış bir şey yok. Zira inançlarımız ve varsayımlarımız olmadan faaliyet gösteremeyiz. Bu noktada önemli olan; olaylar karşısında anlam çıkartırken hangi varsayım ve inançların etkisinde olduğumuzun farkında olmak ve bu düşünce şablonlarımızın bize destek mi yoksa köstek mi olduğunu tespit etmektir.

Örneğin, yeşil ışıkta arabayla bir kavşaktan her geçişimizde, kavşağın diğer tarafındaki sürücülerin, onlara yanan kırmızı ışığa uyacağını varsayarız. Ve bize yeşil ışık yandığında geçeriz, ilerleriz. Burada yararlı bir varsayımdan bahsediyoruz.

Bizi istediğimiz sonuca götüren varsayımlar iyidir. Yaşantımızı kolaylaştırır ve hızlandırır. Ancak bazı varsayımlar vardır ki, bizi arzu etmediğimiz sonuçlarla baş başa bırakacağı için kötüdür. Yukarıdaki kavşak örneğinden ilerleyecek olursak, size yeşil yandığında  “Bu memlekette hiç kimse kurallara uymaz. Kavşağın diğer tarafındakiler kendilerine kırmızı yanıyor olmasına rağmen basar geçerler!” diye varsayıp başınıza bir şey gelmesin diye durmaya devam ederseniz, size yeşil yandığı halde olduğunuz yerde kalırsınız.

İnançlarımızı ve varsayımlarımızı bize hizmet edecek şekle çevirebilmemiz için  “gerçek”  olarak algıladığımız şeylerin gerçek olmayabileceğini kabul edebilmeliyiz. “Bu benim gördüğüm şekli”  ile  “O bu şekilde”  arasındaki farkı öğrenmek zorlayıcı olabilir. Ancak farklı perspektifleri araştırmaya açık olmalı ve bunların bize katacağı yeni öğretileri, zenginlik olarak kucaklamalıyız.

Eğer yaşamda daha etkili olmak istiyorsanız, lütfen düşünce tarzınızı değiştirin. Analitik düşünen bireyler, dünyayı anlamak ve çözümler oluşturmak için mevcut bilgilerini kullanırlar. Bu bireylerin, inançlarına ve varsayımlarına kuvvetle sarılma ihtimalleri yüksektir. Yeni bir bilgi arayışına girmezler. Yansıtan tarzda düşünen bireyler ise bildiklerini askıya alır ve dünyayla merak ve açık görüşlü bir şekilde ilgilenir, dolayısıyla öğrenme potansiyelleri oldukça yüksektir. Varsayımlarına ve inançlarına fazla takılmazlar. Bu tarz, yeni fikirlerin ve çözümlerin ortaya çıkmasına yardımcı olur.

Gerçek şu ki, bir düşünme tarzı diğerinden üstün değildir. Her iki tarzın da kuvvetli yanları vardır. Önemli olan; hangisini, ne zaman, ne dozda kullanırsak bize hizmet edebileceğini tespit etmektir ve uygulamaktır.

“Zihin, belirsizlikleri halledip işine devam edecek tarzda çalışır. Pratikte bu çoğu zaman mantıklı varsayımlardan düşünülen gerçeğe atlama ve geriye bakmama anlamına gelir. Hiç kuşkusuz, eğer mantıklı varsayım hatalı olursa daha sonra onun üzerine inşa edilen her şey saçmadır ve sonuçta çöker.”

Peter Pan Ölmeli, John Verdon

Sevgiyle,