Çocukluk insanın‘’ağacın yaşken eğilmesi’’misali toplumun değerlerini edinmesi, bilgilenmesi, doğru davranış modellerini benimsemesi, kişiliğinin yapı taşlarını ideal birey ölçütüne göre kurması sürecini en yoğun olarak yaşadığı bir dönem olunca, çocuklar da ister istemez televizyonun en sorunlu, zarar görmeye en açık, güçsüz, dolayısıyla da korunmaya muhtaç izleyici oluyorlar.
Televizyonda şiddetin çocuklar üzerinde duygusal etkiler bıraktığı da bulunmuştur. ’’Çocuklar gerçek hayattaki şiddete karşı duyarsızlaşabilmektedirler’ .Dünyayı acımasız ve korkulu bir yer olarak görürler. Büyükler de dünyayı benzer şekilde algılarlar. 1986 yılında analizi yapılan üç yüze yakın araştırmanın sonuçları, televizyonda izlenen şiddetin, okul öncesi dönem çocuklarında, dokuz on yaş dönemine göre daha anti-sosyal davranışlara neden olduğunu ortaya koymuştur’’
Şiddet içerikli çizgi filmleri izleyen erkek ve kız çocuklar, daha sonra başka bir yerde kendileriyle birlikte şiddet içeren çizgi film izlemeye gelen başka çocuklara, hem fiziksel hem de sözel olarak saldırgan davranışlarda bulundular. Bu çocuklar bu çocuklar aynı davranışı kendi oyun alanlarındaki oyuncaklara da sergilediler, bu da bize çizgi film dahi olsa buradaki şiddetin çocukların davranışlarına yansıdığını açık olarak ortaya koymaktadır.
Prof.Dr. Atalay Yörükoğlu, devletin çıkaracağı yasalarda bu konuya belli standartlar getirmesini isterken, Psikolog Füsun Ataç ise, Batı’nın sosyo-kültürel değerlerini içeren vurdulu kırdılı yabancı kaynaklı filmlerin çocukları ve gençleri saldırganlığa, dengesizliğe, uyumsuzluğa sürükleyebileceğine dikkat çekmektedir.
Prof.Dr.Özcan Köknel de bu filmleri küçük yaştaki çocukların izlememesi gerektiğini ve bu konuda ailelere büyük görevler düştüğünü belirtmektedir. Prof.Dr.Haluk Yavuzer ise özellikle çizgi filmlerin yüzde doksanında şiddet olduğunu, şiddet öğesi içeren filmleri izleyen çocukların, birlikte oyun oynadıkları arkadaşlarına da aynı saldırgan tutum içinde yaklaştıklarını söylemektedir. Genelde bu tür yayınlarda şiddet uygulayıcısı fakat kahraman olan karakter, çocukların kendilerine örnek aldıkları idoller haline gelmektedir. Bu görüşü Oktay Küçük yaşlardan itibaren televizyonun sadık izleyicileri olan çocuklar, izledikleri programlardan etkilenirler ve televizyondaki gördükleri film kahramanlarıyla kendilerini özdeşleştirirler ve gördükleri davranışları arkadaşları üzerinde uygulamaya kalkarlar’açıklamasıyla desteklemektedir.
Uzmanlar televizyonun zararları üzerinde hem fikirler, bazıları bunu toptan bir bilinçlenme olayı olarak ele alıp sorunu teorik olarak önemsemekte, bazıları ise sözü edilen zararları bir yelpaze gibi gözler önüne sererek karşı karşıya olunan tehlikenin önemini anlatmaya çalışmaktadır.’’ Tv zararlı! Aslında çocuklar için daha zararlı... Kana zararlı, damar, kara ciğere zararlı... Öncelikle günde 3 saatten fazla izleyenlerin metabolizmaları bozuluyor... Metabolizmalarında lipitik değişiklikler hiperkolesterol oluşuyor. Körpe olan sırt omurgaları olumsuz biçim alıyor, artroz ve bel fıtığı tehlikesi artıyor, adelelerin gelişmesi, kuvvetlenmesi önleniyor.Bedensel tembellik baş gösteriyor...Işınlar retinayı zedelediğinden miyopi oluşuyor. Vurdulu kırdılı çizgi filmleri ve dizilerle sinir sistemi bozuluyor, hırçınlaşıyor’’
Çocukların televizyon izleme davranışlarına getirilen eleştirilerin en önemlilerinden bir tanesi de onların, zihinsel, duygusal ve bedensel gelişimlerini tamamlayamamış, değerlerini,yaşam felsefelerini oturtamamış, orada olup biten her şeyi yetişkinler gibi değerlendirecek kapasiteye ulaşamamış olmalarından dolayı tamamen etkiye açık bir durumda olmalarıdır.
Uzmanlar şiddet sahnelerinin, dışa dönük kişilik özellikleri taşıyan çocuklarda saldırganlığa ve şiddet içeren davranışlara,içe dönük kişilik özellikleri taşıyan çocuklarda ise korkaklık ve pısırık olarak adlandırılan davranışlara yol açtığına dair sayısız çalışma vardır.Can’a göre;’’ Televizyonda sonuçlarını düşünmeden, sadece duyguya ve hırsa dayanan yayın yapılması durumunda ise; çocuklar şiddet, şehvet, tüketim düşkünü,argo konuşan, toplumsal normlara uymayan, toplumda marjinal olmayı başarı sayan bir nesil olarak yetiştirilmiş olur’’
Çocuğun doğumundan sorumlu olan anneler çocuklarına yeterli zaman ayıramadıklarından televizyon bu boşluğu güzel bir şekilde doldurmaktadır. Elbette bu durum çocuğun kişilik ve davranışlarının şekillenmesinde televizyonun etkin bir belirleyici olma şansını artırmaktadır.Bu durumda doğrular, yanlışlar, iyiler, kötüler vb. tüm değer yargılarını çocuğa televizyon öğretmekte ve sosyalleşme süreci televizyonun izin verdiği sınırlarda gerçekleşmektedir.Bunun bizi ne kadar memnun ya da tedirgin ettiği de bu konudaki kişisel duyarlılığımızla yakından ilintilidir.Bütün bu etkiler çocuktan çalınan zaman aslında çocukların oyun saatlerinden, müzik ve eğlence saatlerinden çalınan zamandır.Böylece çocuğun duygu, düşünce ve davranış dünyası olumsuz yönde etkilenmektedir. Bunları yaparken televizyon aceleci davranıp kimseyi ürkütmez. Vermek istediği olumsuz mesajları ve davranış kalıplarını zamana yayarak verir. Çünkü zamana yayılan, alıştıra alıştıra verilen şiddetin etkisi daha az hissedilir, belki daha da kalıcı olur.