Düşün

Bir genç bir zamanlar mutluluğun sırlarını öğrenmek istemiş. Bir

bilge aramış. Sormuş,  soruşturmuş falanca kişidir demişler. Ayrıca kırk günlük mesafedeki bir köşkte yaşadığını da öğrenmiş.  Üşenmemiş, yola çıkmış ve bilgeyi bulmuş. Bilge, onu bir güzel ziyafetle ağırlamış, isteğini sormuş:

 

"Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı ” bana bunu öğret.”

 

Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş.

 

Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş.

 

“Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin”  demiş.

 

Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş.

 

“Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü sadece yağa bakıyormuş.

 

Bilge şöyle demiş;

 

“Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”.

 

İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış.

 

Bilge;

 

“Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş.

 

Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.

 

Bilgeler bilgesi demiş ki;

 

“Mutluluğun sırrı, dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan”.

 

**

Hisset

 

Zaman

 

Susarak anlattım bütün gizliyi

Sakladım duygumu ben konuşarak

 

Bir acı tarlası sessiz yüzünde

Aşkı yürürlüğe koyma savaşı

 

İçimde bir düzen kaynaşmaktadır

Büyük ve çekingen bakışlarından

 

En iyi anlatış artık susmaktır

Anladım bunu ben seni bilince

 

Gel denize yaslan yalnız denize

Sırrını denizler taşır insanın

 

Zaman bir hızdir ve yıldızdır akan

Esneyen günler ve gece üstünden

 

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

 

Gözlerin ne kadar İstanbul öyle

Sebiller uçuşur parmaklarında

 

Ortak günlerimiz tarih şöleni

Saçlarında sayfa sayfa güneşi

 

İçimde bir sergi var portrelerin

Hayalim heryerde kavrar gölgeni

 

Aşka ve tabiata ulaştır bizi

Gel kurtar bu şehrin gürültüsünden

 

Terketme n'olursun bir eşya gibi

Ölümsüz bir hasret yaşarken bende

 

Vurulmuş bir geyiktir sensiz zamanlar

İçimin ormanı bir yangın yeri

 

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

 

Istırap varoluş şartımız oldu

Esef etme yasım karaymış diye

 

Bir yanım vahşidir ürkütür seni

Aykırı düşerim sulhçulüğüne

 

Bir gün deli gibi sarsarak seni

Göklerin yolunu sorabilirim

 

Başımı taşlara vurabilirim

Aklımdan çıkarsa anılarımız

 

Paramparçayım sen onar beni

Topla aynalardan eski gölgemi

 

Göçebe ömrümü bağla zamana

Dağılsın içimin karıncaları

 

Bir uyku bölmezse anılarımı

Korkarım çıldırtır bu hayal beni

 

Mehmet Akif İnan

 

 

**

Gülümse

 

Karagümrüklü Bilet Atmaz!

Otobüs şöförü yola çıkar. Sorunsuz bir şekilde bir duraktan diğerine ilerler.  Derken; durağın birinde iri yarı, güçlü kuvvetli ve oldukça tehlikeli görünüşe sahip bir adam otobüse biner. Şöföre sert bir  bakış fırlatır ve, "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek arkadaki bir koltuğa  geçer ve oturur.

 

Ertesi gün, ondan sonraki gün ve hergün aynı şey tekrar olur.  Bu durum otobüs şoföründe kompleks oluşturmaya başlar. Hat değiştirme dilekçesi de red edilince son çare olarak bir jimnastik kursuna yazılır. Artık kendine güveni gelen iyi bir dövüş ustası haline gelmiştir.

 

Ertesi günü tekrar otobüsüyle yola çıkar. Uzaktan, Karagümrüklü'nün durakta beklediğini görür otobüsün kapısını açar. Karagümrüklü otobüse biner, şöföre sert bir bakış fırlatır ve, "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek ilerleyecekken tam o sırada, sıkı bir kavgaya hazır olan şöför birden koluna yapışır:

 

- "Neden atmıyormuşsun?"

 

Şöföre şaşkınlıkla bakan adam şöyle der:

 

"Karagümrüklü'nün mavi kartı var."

 

**

Kulağına Küpe Olsun

 

Cahil insan kendinin bile düşmanı iken, başkasına dost olması nasıl beklenir. Sokrates

 

**