Be İstanbul?

Seksen küsur milyonluk bir ülkeyi ne hallere düşürdün, helal olsun sana!

Ahaliye işi-gücü unutturdun, mutfağındaki yangını söndürme yolları ararken bir yandan da gözü kulağı seninle ilgili seçim karmaşasında!

Bizim çocukluk günlerimizde, özellikle bayramlarda Arasa da bir dükkânın üstündeki bir kahvede Hacivat perdesi kurulurdu…

Bizde büyüklerimizden aldığımız bayram harçlıklarının bir kısmını gözden çıkartarak bu kahveye çıkar Hacivat ile Karagöz’ün kapışmalarını kahkahalarla seyreder, eğlenirdik…

Perde açıldığında Hacivat elini kulağına atmış bir şekilde:

“Yar bana bir eğlence” diye meddahın kendine özgü sesiyle şarkı söyleyerek perde de arz-ı endam eyler ve Karagöz’le kapışırdı…

Şimdi…

Ahali Hacivat misali “Yar bana bir eğlence” demiyor…

“Allah’ım, bana ve ülkeme HUZUR, HUZUR VER YARABBİ” diye debelenip duruyor…

Evet, beyler ahali huzur istiyor…

Evet, beyler ahali huzur istiyor, huzur istiyor, huzur istiyor…

Bununda yolu adaletli olmaktan, haklıya hakkını teslim etmekten geçiyor.

Bu,  bu adar zor mu?

Hatta öyle ki…

İstanbul da kazandığını iddia eden tarafın, rakip tarafı İstanbul belediye başkanlığı seçiminin yeniden yapılmasını ima eden kelamlarla bir şeyler ima ediyor! Bu akıllarından geçenlerin açığa vuruluşundan başka bir şey değil!

O halde kazandığını iddia eden tarafın vakit geçirmeden ve de bu kadar hengâmeden sonra hiç tereddüt etmez:

“Herdi meydan seçimin yenilenmesini mi istiyorsunuz, buyurun yenileyelim!”

Ve ben şuna inanıyorum. İstanbul seçimleri yenilense bu gün kazandığını iddia eden taraf bu günkü durumunu üçe katlar…

Çünkü İstanbullu da illallah etti, usandı.

Haklıya hakkının teslim edilmeyişinden haklı olarak rahatsız olmaya başladı, gibi geliyor bana…

Yeter!

Ülkem ahalisi huzur istiyor, dirlik-düzen istiyor!

Adalet istiyor…