Zor…

Hem de çok zor…

Geçmek bilmeyen zamanın acımasız kahrı, baskısı!

Tahammül sınırlarının tarumar oluşu…

Yıllardan beri bir arada, herkesin kendi işiyle-gücüyle meşgul olduğu evlerimizde ne huzur ne rahat, ne anlayış kalmadı…

Yaşını başını almış, karı-koca ateş topu… Ne hoşgörü, ne anlayış, hak getire!

Hanım beyin, bey hanımın gölgelerimize kurşun sıkar olduk. Gözünü seveyim hanım diyorum, hanım:

“Şimdi ne yaptım ben sana da bana gözün çıksın” diyorsun diyor birbirimize giriyoruz. Ya da tersi oluyor. 

Sanıyorum tüm 65 yaş ve üstü tutukluların lügatlerinden TAHAMMÜL kelimesi ve anlamı silinmiş durumda.

Bu tutukluluk günlerinden önce evin beyi ters giden bir şeyler sezinlendiğinde bir şeyleri bahane eder evden kendini dışarıya atardı, ya da evin hanımı bir şeyler bahane ederek komşuya gider ortamın daha ziyade  gerilmesinin önüne geçilirdi..

Şimdi deşarj olmak, boşalmak için bir birimizin yanlışını arar olduk.

Ayrıca…

Yaşımız gereği yıllarca bir bacı-kardeş anlayışıyla yaşaya geldiğimiz demirbaş hastalıklarımızın…

Ye-iç-yat sonucu aldığımız kilolar, oluşan ödemler neticesinde “ben buradayım ha” diyerek bir yılan kıvraklığıyla arz-ı endam eylemesi sonucu; ben de şöyle bir teslik oluştu diye başvurabileceğimiz; bizi A dan Z ye okuyan doktorumuza ulaşamamak…

Evdeki bunalımlı iç savaşın tuzu-biberi oluyor…

Daha evvelde yazdım:

“Elde ki yara duvar deliği” diye…

Beni ve benim gibi koronavirüs TUTUKLULARINI siz dışarıdakilerin anlamaları mümkün değil, böyle bir şeyi de beklemek saflığın ötesinde bir şey olur…

Demem o ki…

Bu belayı en kıssa zamanda en az zayiatla başımızdan def etmek için çalışan ve de her şeye(!) çare bulanlar…

Birazda bizim tarafa baksanız…

Bizim tarafta neler olduğunu çıplak gözle görseniz…

Ve de…

Tutukluluk günlerimiz de; az da olsa insan olduğumuzun farkına varılarak, hatırlanarak, bizimde bir iki adım atıp yürümeye;  güneşe, ağaca, börtü-böceğe merhaba demeye ihtiyacımız olduğu gerçeği hatırlanarak, buna imkân verilmesi için bir şeyler yapılsa…

Yok sayılmasak!

Biz yaşımız gereği; yaşamımız boyunca geçirdiğimiz çeşitle acı-tatlı olaylardan aldığım derslerden dolayı yasaklara uymayı, bir erdem olarak gördüğümüzden…

Kimsenin kuşkusu olmasın.

Her şeye rağmen yukarıda,  anlatmaya çalıştığım “dayanılmaz tutuklu yaşama” göğüs gererek yasakları delmekten korkar, hayâ eder, utanırız…

Tabi… Benim gibi düşünmeyenler de vardır…

Onlara da yasaklara, önerilere uymadıkları ve de talimatlara saygısızlıklarının gerekenini yapmak siz bu işleri yönetenlere, yönlendirenlerin bileceği işler!

Mesela:

Belli günlerde, belli saatlerde belli önlemler alarak: güneşe, ağaçlara, börtü-böcekler merhaba desek gönlümüzce günlerden alamadığımız gazetemizi alsak…

Tabii bunların gerçekleşmesi içinde (vaat edilen) virüsten korunma aparatlarının da bizlere ulaştırılması gerektiği de bilinmeli.

Yürüsek… Yürüsek… Yürüsek…