Makyavelizm; siyaseti ahlaktan bağımsız ele alan ve iktidarı korumayı en üst amaç sayan bir siyaset anlayışıdır.
Amaca ulaşmak için her yol mübahtır. Siyasetin ahlaki kurallarla değil, güç ve çıkarla yürütülmesi gerektiğini savunur.
Niccolò Machiavelli, bu düşünceyi devletin bekası için dile getirmiş olsa da siyasetçi bunu her seferinde kendi koltuğuna endekslemeyi tercih etmiştir.
İktidarlar, koltuklarını sağlama alan bu düşünceyi, keyifle benimser ve savunurlar.
Yaptıkları her türlü haksızlığa, adaletsizliğe güzel bir kılıftır, Makyavelizm.
“Devletin, yani benim iktidarımın bekası için her yol mübahtır…”
**
Ancak bu düşünce, siyasetin toplumsal yaşamın her alanını doğrudan etkilediğini göz ardı eder.
Sorun işte tam bu noktada başlamaktadır.
Siyasetçinin hedefi için bir tarafa bırakılan etik ve ahlak, vatandaşın yaşamı için de bir tarafa bırakılır. Siyasetçiyi örnek alır, vatandaş…
Siz siyasette amaca ulaşmak için etik ve ahlak kurallarını göz ardı ederseniz, toplumda yaşayan her vatandaş da kendi çıkarları için etik ve ahlak kurallarını bir tarafa bırakır.
İnsan sağlığını hiçe sayan esnaflar da liyakat sahibi olmadığı halde torpille işe yerleşenler de işçinin hakkını vermeyen holding patronları da bu düşüncenin ürünüdür.
Makyavelizm’de BİZ yoktur, BEN vardır.
**
Kendi iktidarını sürdürmek isteyen siyasetçi, bu tavrıyla toplumda başlayan çürümenin ana etkeni olur. Ve eninde sonunda iktidarlarını, toplumdaki bu çürüme bitirir.
Siyasetçi, etik ve ahlak kurallarından uzaklaşarak, aslında kendi iktidarının sonunu getirir. Ama güç zehirlenmesi, siyasetçinin son ana kadar bunu fark etmesine olanak tanımaz.
İktidarlardan inilir, tekrar iktidar olunur.
Ama çürümenin telafisi yoktur.
**
Üsküdar Belediyesi’nde başkanvekili seçimi öncesi, CHP’li 4 meclis üyesi bir anda Ak Parti’ye geçiş kararı aldılar. Ama yine de çoğunluk CHP’deydi.
Bir soruşturma başladı ve 3 CHP’li meclis üyesi gözaltına alındı ve tutuklandı. Böylece 8 Eylül’de yapılacak seçim öncesi, Ak Parti çoğunluğu sağlamış oldu.
Görünen o ki tesadüfler(!) zinciri sonrası, Üsküdar’da başkanlık Ak Parti’ye geçecek.
Üsküdar’da halkın değil, siyasetçinin tercihi hakim olacak.
Bu durumun birçok Ak Partilinin vicdanlarında kabul görmeyeceğini düşünüyorum.
Ama görev de onlara düşüyor.
8 Eylül’de Üsküdar’daki Ak Partili siyasetçiler, çok kritik bir karara imza atacaklar.
Ya partileri adına küçük bir galibiyeti tercih edip, günübirlik bir mutluluk yaşayacaklar ya da bu toplumun içinden çıkan sorumlu siyasetçiler olarak etik ve ahlakı seçecekler.
Siyasetçiler, birlikte yaşadıkları halkı mı, parti yöneticilerini mi dinleyecek?
Üsküdar seçimi, etik-ahlak ve toplumsal çürüme arasındaki mücadeleye sahne olacak…