Hani denir ya: “Şeytan kıt iflah” diye, ne demekse?

Bu durum, yani yaşlı insanlar için uygulanan kısıtlamalar(!)  insanın aklını zıp zıplatan acabalarla zıplatıyor!

Acaba?

Yoksa biz 65 yaş ve üstü insanlar için, ‘yaşadıkları kadar yaşamışlar; yeter yaşadıkları mı deniliyor?’

Yoksa…

Büyük babanın, dedenin dört duvar arsında kendine asırlar kadar uzun gelen bu yasaklı dönem sonucu; ortalığı kasıp-kavurarak evlerde huzur, rahat kalmasın mı isteniyor?

Bilemiyorum!

Yoksa…

Biz 65 yaş ve üstündekilerin; ‘ipek böceği misali kozalarında’ bizlerinde (evlerimizde) sıkıntıdan, stresten – çıldırarak – ölmemiz mi, hesap ediliyor?

Hep söylüyorum, alınan tedbirler, bizlerden yapmamız istenenler – sözde, diyeceğim artık – başla göz üstüne…

De…

Pek bizim hayrımıza, yaşamamıza katkı için değil sanki?

Bu katı uygulama,  bir yerde bizim çıkarlarımızın dışında başka hesapların olduğunu düşündürüyor

Vur Allahın vurduğuna, ver Allahın verdiğine de olmasın, değil mi ama…

Şimdi, kimileri beni fitnecilikle, abartılıcılıkla suçluyor olabilirler.

Değil…

Ben gün içinde konuştuğum yaşıtlarımın ruh hallerin yansıtmaya çalışıyorum.

Mesela…

Adam evinin balkonundan başlayarak bütün odalarını fotoğraflayarak bana gönderiyor…  Bildiğim evini “nasıl evimiz iyi mi” diye bana soruyor!

Bizi, bu konuda yönetenlere, bu durumun ne anlama geldiğini sormak isterim!

Dünde yazdığım gibi, fiziki mesafeyi ve süreyi ihlal etmek kaydıyla:

“Haydi, bakalım dede, büyükbaba şartlar dâhilinde evinden çık…

“Gönlünü ferahlat, börtü-böceklerle dertleş, deşarj ol!”

Ve…

Yine kurallara uymayanlara da acımasızca cezayı yağdır…

Nokta…