İnsan, kendisiyle buluşmadan kimseyle randevulaşmamalı. Çünkü kendini tanımayan biri, başkasının hayatında yalnızca figüran olmaya mahkûmdur. Oysa her insan, kendi kitabının başrolüdür; bunu unutan, başkalarının hikâyesine gereğinden fazla ehemmiyet ithaf eder.
Kendine saygısı olmayanın, başkasından sevgi beklemesi bir yanılgıdır. Sevgi, eksik bir özgüveni tamamlamak için değil; tamamlanmış bir benliğin paylaşımı için vardır. Kendi sınırlarını tanımayan, başkasının sınırlarında kaybolur. Sonra da adına ‘’kader’’ der.
Kitap ayraçları…
Her zaman önemli bir sayfada durmazlar.
Bazen yalnızca uykun geldiği için oradadırlar.
Yani her durak, kıymetli bir hatıraya işaret etmez.
Bazı bağlar sadece yorgunluk molasıdır; kalıcılık vaadi yoktur.
Ama insan, yorgunken her duruşu ‘’kader’’ sanır.
Tutku ise…
Her faniye bahşedilecek kadar ucuz bir duygu değildir.
Her hissedilene emanet edilmez.
Çünkü tutku, bilin ister; irade ister; kendini bilme hali ister. Aksi halde tutku değil, bağımlılık olur. Ve bağımlılık, sevgiyle karıştırılan en tehlikeli yanılsamadır.
İnsan önce kendisiyle randevulaşmalı. Kendi sessizliğine katlanmalı. Kendi aynasına bakabilmeli. Sonra biri gelirse… Ancak o zaman gerçek bir karşılaşma olur.
Aksi halde yaşanan şey, sadece boşlukların birbirine çarpmasıdır.
Ve hiçbir boşluk, bir başkasını dolduramaz.