Uzun zamandır düşünüyorum. Bir ineğin medeniyet denilen birikimsel kültüre insanların çoğundan daha fazla katkıda bulunmasını hayretler içinde izliyorum. Kültürlerin her geçen zaman dilimlerinde yapay saldırılarla deforme olmasını kimse engelleyemiyor. Popüler oluşumlar kültürel öğelerin gelişmesini bir süre gündemde kalarak engellemektedir. Sürekli değişim gösterse de insanların hızlı tüketimine yönelik ve sadece eğlence yönü ağır basan sözüm ona gösteriler sadece isimleri değişerek devam ediyor. İnekle ne alakası var diyeceksiniz? İnek var olduğundan bu yana insanların hizmetine sunduğu ürünlerinde her hangi bir kaygı duymadan ve değiştirmeden hizmetlerine devam ediyor. Bundan bin yıl önce sütün rengi siyah kokusu yaban mersini gibi değildi herhalde? Bin yıl önceki insanların yaşam biçimleri ve beklentileri bugünkünden farklı değil miydi? Elbette zaman, mekân ve insanlar çok farklıydı! Ancak inekler üretimlerini bunlara göre gerçekleştirmiyordu. Üretiminde ki insana odaklı kalite ve içerik anlayışını hiçbir menfi isteklerine kurban etmeyen inek hala çok önemli bir varlık olarak hayatına devam ediyor. Nice hayvanlar tarihteki yerlerini alırken o hala var ve var olmaya devam edecek. Günübirlik kârlara odaklanan, ileriye dönük insani değerleri hedef edinmeyen tüm projeler ve işlerde tıpkı dinozorlar gibi yok olacaklardır. İşlerinizi planlarken sadece daha fazla para kazanmayı ilke edinirseniz tarih sizi de alnınızdan öpecektir. İnsanlara değer sunmak en büyük projedir. Var olan değerlere katkıda bulunmak için maddi kaygı gütmeden ellerini taşın altına koyanlar ‘Medeniyetlere Katkıda Bulunan Klasiklerin’ arasında kendilerine yer bulacaklardır. Birim maliyetlerini ve birim karlarını artırmak için akıl oyunları oynayanların Medeniyet Katkıları adına bir şeyler yapmalarını elbette beklemiyoruz. Bunlar sadece ‘Kazanma Modeline’ odaklandıkları için hiçbir şeyi duymaları mümkün değildir. Medeniyet ilerlemesi için türleri içinde ‘en kazanan olma’ ‘garantili bir işin sahibi’ olma yönünde yetiştirilen gençleri ise görmek ayrı bir trajedi. En iyi kazanan meslekleri bulmaya kafa yoran ebeveynlerin enkazlarından tüm toplum etkilenecektir. Çeşitli prestijli işlerde çalışan ve meslek unvanlarına sahip ya da servet edinmeyi başarmış insanların vicdanlarının olmayışı bu anlayışın ürünüdür. Her şeye sahip olmuş fakat ve ne yazık ki kendine sahip olamayan toplum üyelerinin şizofreni davranışlarını izlemekteyiz. İnsanlar az para ile de yaşamlarını sürdürebilirler. Ancak insani değerlere sahip olamayan toplumlar ruhları bile duymadan daha medeni medeniyetler tarafından esir alınırlar. Milyonlarca konut üreten müteahhitler içlerinde yaşayanların geleceklerine birazcık huzurda katabiliyorlar mı? Parklar, bahçeler, köprüler, AVM’leri aldı başını gidiyor. Burada olan insanların ruhlarını tatmin edebiliyor musunuz? Fiziksel yaşam şartları gayet iyi bir seviyede olmasına rağmen ruhsal hastalıklarda patlamalar yaşanmaktadır. Karnını doyurduğunuz evladınızın ruhuna hiçbir etki yapamıyorsunuz. Her evin bir arabası, her insanın bir telefonu, şehirleşmede hızlı bir artış olsa bile ruhları acı içinde kıvranan insanlara el uzatamıyorsunuz. Medeniyetinize sahip çıkmadınız diye televizyonsuz bir hayat yaşayamıyorsunuz. Ellerinizden telefon alınsa sudan çıkmış balık gibi stresten ölüyorsunuz. Sizi ağlatırken milyonlarca paranızı çalan uydurma dizilerde kaybolan bir ömür ve ne yazık bunu anlayamayacak kadar kafaları kuma gömülü ruhsuz insanlar. Bir inek kadar insanlık faydasına ürün veya hizmet sunamayanlar klavye başında her yere laf yetiştirmekte kimseye fırsat tanımamaktadırlar. Uyan ve uyandır.