Bu yazımda sizlere, bende derin izler bırakan birkaç olaydan söz edeceğim.

            Bunlara benzer birçok olaylar gördüm ve yaşadım. Günümüzde, çokça karşılaştığımız olayları görünce, insan “Ne değişti?” demekten kendini alamıyor.

            Buyurun.  

            ***

            Almanya’da Hitler, Yahudilere baskıyı başlattığı günlerde birçok Yahudi ilim adamı kaçıp Türkiye’ye gelmiş, İstanbul Üniversitesinin birçok fakültelerinde görev almışlardır.

            Atatürk’ün Hakkın Rahmetine kavuştuğu gün, İstanbul Üniversitesi’nde ders okutan bir Alman profesörü, derse girdiğinde öğrencilerin üzgün halini görünce, üniversite rektörüne telefon ederek:

            -Bugün ders veremeyeceğim, ne yapayım dersiniz? diye sorar.

            Rektör, Alman profesöre, şu cevabı verir:

            -Sizin memleketinizde büyük bir adam ölünce ne yapılırsa onu yapın…

            Rektörün bu sözü üzerine Alman profesörün cevabı şu olmuştur:

            -Almanya’da hiç bu kadar büyük bir adam ölmedi ki…

            ***

            Yıl 1954-1955 öğretim yılı.

            İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Profesörü Dr. Hüseyin Naili Kubalı’ın bizim de dersimize geleceği haberi okulda yayılmıştı. Herkes o günü sabırsızlıkla bekliyordu.

            Hocamızın geleceği gün çok heyecanlıydık. Bir arkadaşımız, hocamızın geldiğini gözetlemek üzere kapıda nöbetteydi.

            Geldiğini haber alır almaz bütün sınıf ayakta, hocanın amfiye girmesini bekliyordu. Değerli hoca içeri girdiğinde, bütün sınıf O’nu ayakta alkışlıyorduk.

            Prof. Dr. Hüseyin Naili Kubalı, kürsüye çıkmış, eliyle işaret ederek, oturmamızı ve alkışı kesmemizi sağlar sağlamaz ilk sözü şu olmuştu:

            “Gençler, genç yaşta elinizi alkışa alıştırmayınız.”

            Aradan yıllar geçmiş; bu sözü kulağımda küpe olarak hala taşıyorum.

            ***

            İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulunda (Sonradan Marmara Üniversitesi oldu) 1952-1953 Öğretim Yılında hepimiz sınıfımızı geçmiş Gaziantep’e gelmiştik.

            Müdürümüz Hakkı İnan, öğretmenlerimiz Hüseyin Uygur, Fikret Doğança, Mehmet Yavuzaslan, Tahir Üstünalp gibi değerli öğretmenlerimizin ellerini öpmek için Gaziantep Ticaret Lisesine gitmiştik.

            Müdürümüz Hakkı İnan, sumenin içinden bir belge çıkarmış, bizlerin alnından öperek okumuştu.

            Yazı, İstanbul Yüksek Ekonomi ve Ticaret Okulu direktörü Nihat Sayar’dan                         gelmişti. Yazıda, Gaziantep Ticaret Lisesi’nden gelen öğrencilerin çok başarılı olduğundan söz ediliyordu.

            Gururlanmıştık. Ancak bizlerin bu başarıya ulaşmamızı sağlayanların, değerli öğretmenlerimizin olduğu bilincindeydik.

            ***

            Hasan Ali Yücel, Maarif vekilidir (Milli Eğitim Bakanı). 

Bakanın oda kapısı çalınır, bir gün. Bakanın “Girin” sesinden sonra, mütevazı döşenmiş odaya iki lise öğrencisi girer.

Tombul yanaklı olan Milli Eğitim Bakanının yanına yaklaşarak “Babacığım merhaba. Elini öpmeye geldik Gazi ile beraber” diyerek arkadaşını gösterir. Gazi ve Can iki samimi arkadaş liseden mezun olmuşlardır. Bakanın elini öptükten sonra masanın karşısındaki koltuklara otururlar.

Tombul yanaklı çocuk söz alır, “Babacığım biliyorsun okulumuzu her ikimiz de başarı ile bitirdik. Eğer senin de iznin olursa Bakanlığın bursundan yararlanıp Amerika’ya okumaya gitmek istiyoruz.”

Bakan küçük bir sessizlikten sonra “Oğlum biraz dışarı çıkar mısın? Bizi arkadaşınla bir iki dakika yalnız bırak” der.

Oğlu dışarı çıktıktan sonra uzun boylu çocuğa şöyle der:

“Bak evladım, ben sizler gibi başarılı öğrencilerin yurt dışında öğrenim görmesini her zaman desteklerim. Fakat bir bakan olarak oğlumu Amerika’ya gönderirsem, bunu başkaları farklı değerlendirecekledir. Bu yüzden sadece sana burs vereceğim. Gerekli işlemlerin yapılması için talimatı veririm az sonra. Hayırlı olsun.” deyip dışarı çıkmasını ister.

Gazi, heyecan içinde kapının önünde bekleyen bakanın oğluna sarılır “Can sana bir iyi, bir kötü haberim var. Baban bana burs verdi. Ama senin gitmeni onaylamıyor.

Oğlunun geleceğini bile ülkesinden sonra düşünen onurlu Milli Eğitim Bakanımızı Sayın Hasan Ali Yücel’i saygıyla anıyorum.

 

(Oğlu Can, büyük edebiyatçı Can Yücel’dir. Gazi ise, dünyanın en ünlü beyin cerrahlarından Prof. Dr. Gazi Yaşargil’dir

***

            İşte sizlere geçmişten dört örnek.

Dünya takdir ederken Atatürk’ü inkâr; eğitimimizin geldiği durum;  şakşakçılık ve de işbaşındakiler…   

            Geçmişle, yaşadığımız bu günlerin mukayesesini sizlere bırakıyorum.

            Ben, “Ne değişti de bu hale geldik” demekten, kendimi alamıyorum.