Dijital ekonominin sınır tanımaz büyümesi, son on yılda toplumların gündelik yaşamını, tüketici alışkanlıklarını, siyasi süreçleri ve piyasa rekabetini kökten dönüştürdü. Ancak bu hızlı dönüşüm beraberinde ciddi riskleri de getirdi: yanlış bilgi akışının kontrolsüz yayılımı, algoritmaların gözetim dışı etkileri, dev platformların piyasalardaki tekelleşme eğilimleri, kullanıcı verilerinin sınırsızca işlenmesi ve kullanıcıların adeta görünmez bir mekanizma içinde şekillendirilen tercihlere yönlendirilmesi… İşte Avrupa Birliği’nin Dijital Hizmetler Yasası (DSA), tam da bu karmaşık tabloya modern bir hukuk perspektifinden çerçeve çizmek üzere tasarlanmış bir dijital çağ düzenlemesi olarak tarihteki yerini alıyor.
Pek çok uzman tarafından “dijital dünyanın trafik kuralları”, “internetin anayasal düzenlemesi” ya da “platform ekonomisinin yeni düzeltme mekanizması” olarak nitelendirilen DSA, yalnızca AB sınırlarında değil, global ölçekte etkileri olan bir hukuki devrim niteliği taşıyor. Zira internet gibi küresel bir yapıyı düzenlerken getirilen her kural, ister istemez tüm internet ekosisteminin davranış modellerini değiştiren bir kaldıraç etkisi yaratıyor.

Platformların Gücü Sınırlandırılıyor mu?

DSA’nin temel felsefesi, dijital hizmet sağlayıcılarının —özellikle de çok büyük çevrimiçi platformlar ve arama motorlarının— sorumluluklarını genişleterek dijital alanda hesap verebilirlik düzeyini yükseltmek. Bugün Facebook, Instagram, Tik Tok, Amazon ya da Google gibi dev platformlar, yalnızca birer teknoloji şirketi değil; toplumların bilgi akışını, ekonomik ilişkileri ve hatta demokrasi süreçlerini etkileyen devasa altyapılar olarak kabul ediliyor.
DSA, bu platformların artık “herkes için geçerli olan” standart yükümlülüklerden daha fazlasına tabi tutulmasını şart koşuyor. Bunun başlıca nedenleri arasında:
Etkilerinin kitlesel ölçekli olması
Algoritmik öneri sistemleriyle kullanıcı davranışlarını yönlendirme kapasiteleri
Piyasada giriş bariyerlerini artırarak rekabeti baskılamaları
Reklam ekosisteminde veri odaklı modelin riskler doğurması
Bulunuyor.
Yeni düzenlemeler kapsamında platformlara getirilen yükümlülüklerin başında risk değerlendirmesi geliyor. Platformlar, yanlış bilgi, manipülasyon, yasadışı içerik yayılımı, çocukların korunması ve seçim süreçlerinin manipülasyonu gibi konularda her yıl kapsamlı risk raporları hazırlamak ve bu riskleri nasıl azalttıklarını göstermek zorunda. Bu raporlar, AB denetim makamları tarafından incelenecek ve şeffaflık raporlarıyla kamuoyuna açıklanacak.
Algoritmik Şeffaflık: Dijital Kutunun İçini Görebilecek miyiz?
DSA’nin en dikkat çekici yönlerinden biri de algoritmik şeffaflık ilkesi. Yıllardır tartışılan “algoritmalar toplumu nasıl şekillendiriyor?” sorusuna nihayet sahici bir düzenleyici cevap getiriliyor. Artık platformlar, öneri sistemlerinin mantığını, hangi verileri kullandıklarını ve hangi kriterlere göre içerik sıralaması yaptıklarını açıklamakla yükümlü.
Bu adım hem rekabet politikası açısından hem kullanıcı hakları açısından “devrimsel” olarak görülüyor. Zira manipülatif içerik yükseltmeleri, kutuplaşmayı artıran algoritmik tercihler, tıklama bağımlılığını körükleyen içerik akışları gibi riskler artık kamu denetimi altına alınabilecek.
Dahası, kullanıcıların algoritmik öneri sistemlerinden çıkma hakkı bulunuyor. Yani platformun “sen bunu seversin” diye dayattığı içerik akışı artık zorunlu değil; kronolojik sıralama gibi alternatif seçenekler sunulması gerekiyor.
Yasadışı İçerikle Mücadelede Yeni Dönem
Dijital Hizmetler Yasası, yasadışı içerikle mücadeleyi hızlandırmayı amaçlıyor, ancak bunu ifade özgürlüğünü zedelemeden yapmaya özen gösteriyor. Platformların kullanıcı içeriklerini önceden kontrol eden bir sansür mekanizmasına dönüşmesi amaçlanmıyor; bunun yerine etkili, şeffaf ve kullanıcı haklarına saygılı bir bildirim–kaldırma süreci tanımlanıyor.
Getirilen bazı yenilikler şöyle:
Yetkili otoritelerden gelen kaldırma talepleri hızlıca işlenmek zorunda.
Kullanıcılar hukuka aykırı olduğunu düşündükleri içerikleri kolayca bildirebiliyor.
Platformlar aldıkları kararları kullanıcıya gerekçeli şekilde açıklıyor.
Yanlış moderasyon kararlarına karşı bağımsız bir itiraz mekanizması kuruluyor.
Bu çerçeve, bir yandan nefret söylemi, yasa dışı ürün satışı, terör içerikleri ve ticari dolandırıcılıkla mücadeleyi güçlendirirken; diğer yandan platformların keyfi içerik silme uygulamalarının da önüne geçmeyi hedefliyor.
Reklamcılık Ekosistemine Etik Kurallar
Dijital reklamcılık ekonomisi bugün dünyanın en büyük gelir kanallarından biri. Ancak veri temelli reklam modellerinin mahremiyet üzerindeki etkileri de giderek daha yoğun tartışılıyor. DSA, reklamların şeffaf biçimde işaretlenmesini ve kullanıcıların hangi verilerle hedeflendiğini anlamasını zorunlu kılıyor.

Örneğin:

“Bu reklam neden bana gösterildi?” sorusunun görünür bir cevabı olmak zorunda.
Çocukların kişisel verilerine dayalı reklam gösterimi kesin olarak yasaklanıyor.
Hassas kişisel verilere dayalı hedefleme sınırlanıyor.
Reklam veri tabanları denetime açık hale getiriliyor.

Bu sayede hem tüketici koruması hem reklamcılık sektöründe etik çerçevenin güçlendirilmesi amaçlanıyor.
KOBİ’ler için Fırsatlar, Devler İçin Sınırlar

DSA’nin genellikle büyük platformlara yük getirdiği düşünülse de düzenleme aslında KOBİ’ler için yeni fırsat alanları yaratıyor. Çünkü büyük platformların belirli sektörlerde giriş engelleri oluşturduğu, küçük firmaların görünürlüğünü sınırladığı bilinen bir gerçek.

Yeni şeffaflık ve rekabet kuralları, küçük işletmelerin pazara girişini kolaylaştırabilir; reklam piyasasında adil rekabet yaratabilir, online pazar yerlerinde satıcıların keyfi uygulamalarla karşılaşmasını azaltabilir.

Öte yandan, dev platformlar için uyum maliyetleri ciddi boyutlara ulaşabilir. Bağımsız denetim zorunlulukları, yıllık risk analizleri, içerik moderasyonu için artırılan personel ihtiyacı ve hukuki sorumluluklar, bu şirketlerin iş modellerinde köklü değişiklikleri beraberinde getirebilir.

Türkiye İçin Ne Anlama Geliyor?

Avrupa Birliği’nin bu yasası, yalnızca AB içinde faaliyet gösteren platformları değil, AB vatandaşlarına hizmet sunan tüm şirketleri kapsıyor. Dolayısıyla Türkiye’deki e-ticaret firmaları, sosyal medya platformları, arama motorları ve içerik sağlayıcılar da DSA ile uyumlu hale gelmek zorunda.

Türkiye’de 2020’lerden itibaren sosyal medya yasaları, e-ticaret düzenlemeleri ve kişisel veriler mevzuatıyla oluşan çerçevenin DSA ilkeleriyle yakınsadığı söylenebilir. Ancak DSA’nin getirdiği kapsamlı denetim mekanizmaları, algoritmik şeffaflık talepleri ve risk analiz yükümlülükleri yerel platformlar için yeni bir uyum süreci anlamına geliyor. Bu noktada Türkiye’nin dijital ekonomi stratejisinin, uzun vadede AB ile uyumlu bir yapıya sahip olması hem maliyetleri azaltacak hem uluslararası rekabetçiliği artıracaktır.

Yeni Dijital Düzen: Yolun Başında Mıyız?

Dijital Hizmetler Yasası, internetin ilk yıllarına damgasını vuran “platformların yalnızca aracı olduğu” varsayımını artık tarihin rafına kaldırıyor. Platformlar bugün yalnızca aracı değil; kural koyucu, içerik belirleyici, ekonomik aktör ve toplumsal etkileri olan güçlü yapılar. Bu yüzden kamu otoritesinin dijital alanı düzenlemesi kaçınılmaz bir gereklilik haline geliyor.
DSA bu yolda atılmış en kapsamlı adımlardan biri. Ancak bu adımın nasıl uygulanacağı, platformların ne kadar şeffaf davranacağı, AB otoritelerinin denetim kapasitesi ve en önemlisi dijital toplumun bu kurallara nasıl adapte olacağı, önümüzdeki yılların en kritik tartışmalarından biri olmaya devam edecek.

Kesin olan bir şey var: Dijital dünya artık “vahşi batı” değil; kuralları olan, hesap sorulabilen, kullanıcı haklarını merkeze alan bir düzene doğru ilerliyor. Bu düzenin başarılı olup olmayacağını ise hem kamu hem özel sektör hem de birey olarak hep birlikte belirleyeceğiz.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar