Türkiye’de son yılların en yakıcı meselesi artık sadece hayat pahalılığı değil; hayatın kendisini ayakta tutmaya çalışan küçük esnafın boğazına kadar dayanan kira baskısıdır. Özellikle 6 Şubat depremlerinden sonra birçok şehirde dükkân ve işyeri kiraları akıl almaz bir hızla yükselmiş, zaten yaralarını sarmaya çalışan esnaf için bu artış adeta ikinci bir yıkım olmuştur.
Depremle birlikte binlerce işyeri yerle bir oldu, kalanlar ise ya hasarlı ya da geçici çözümlerle ayakta durmaya çalıştı. Konteynerlerde, dar sokak aralarında, müşteri potansiyelinden uzak alanlarda yeniden ticaret yapmaya zorlanan esnaf, bu kez de fahiş kira bedelleriyle karşı karşıya kaldı. “Deprem oldu, arz azaldı” gerekçesiyle yükseltilen kiralar, vicdani ve insani sınırları çoktan aşmış durumda.
Bir dükkân düşünün; elektrik, su, vergi, sigorta, personel giderleri, artan ürün maliyetleri derken zaten zor nefes alan bir esnaf… Üzerine bir de üçe, dörde katlanan kira bedeli eklenince, bu yükün altından kalkabilmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Bugün birçok esnaf sabah dükkân kepengini umutla açıyor ama akşam “Acaba bu ay kirayı nasıl ödeyeceğim?” kaygısıyla kapatıyor.
En acı tablo ise şudur: Depremi atlatan ama kiraya yenilen esnaf… Doğal afete direnmiş, yıkıntıların arasından yeniden ayağa kalkmış insanlar; şimdi ekonomik bir afete teslim olmaya zorlanıyor. Yılların emeği, alın teri, bir ömürlük birikim birkaç imza ve keyfi kira artışlarıyla silinip gidiyor.
Küçük esnaf yalnızca bir dükkân sahibi değildir. O, mahallenin ışığıdır, sokağın nabzıdır, şehrin hafızasıdır. Bir bakkal kapandığında sadece bir işletme kapanmaz; veresiye defteri, selamlaşmalar, güven duygusu da kapanır. Bir terzi kepenk indirdiğinde, yılların ustalığı da sessizce yok olur. Bir çay ocağı kapandığında, sohbetler de dağılır.
Bugün gelinen noktada esnafın önünde iki seçenek bırakılıyor: Ya astronomik kiralara boyun eğip borçla ayakta kalmaya çalışmak ya da kepengi indirmek. Bu bir tercih değil, mecburiyettir. Ve bu mecburiyet her geçen gün daha fazla insanı ticaretten, üretimden, hayattan koparmaktadır.
Peki bu tablo karşısında kim ne yapıyor? Deprem bölgelerinde esnafın korunması için özel kira düzenlemeleri neden hayata geçirilmez? Neden geçici değil, kalıcı ve denetimli çözümler üretilmez? 6 Şubat sadece binaları yıkmadı…Dükkânları, tezgahları, umutları ve yılların emeğini de yerle bir etti.
Bugün deprem bölgesinde bir esnafın en büyük sınavı kiralar. Yıkım sonrası azalan iş yeri sayısı, fırsatçılığı beraberinde getirdi. Dün makul olan kira bedelleri, bugün astronomik rakamlara ulaştı. Kazancı düşen esnaf, artan kiralarla boğuşmak zorunda kaldı. Birçok esnaf için “kepenk kapatma” artık uzak bir ihtimal değil, kapıya dayanmış bir gerçek.
Öte yandan müşteri de eski müşteri değil. Göç eden nüfus, azalan hareketlilik, daralan piyasa… İnsanlar önceliğini gıdaya, barınmaya ayırırken; esnafın sattığı birçok ürün “lüks” olarak görülmeye başlandı. Satışlar düştü, veresiye defterleri kabardı, borçlar büyüdü.
Ama tüm bu tabloya rağmen esnaf direniyor. Sabah erkenden dükkânını açıyor, çoğu zaman siftahsız kapatıyor ama yine de ertesi gün umutla kepenk kaldırıyor. Çünkü esnaf bilir; dükkân kapandığında sadece bir iş yeri değil, bir hayat düzeni kapanır.