İnsanın en büyük yanılgılarından biri, kendini hatasız bir konumda hayal etmesidir. Oysa hayat, her an yeni bir sınavın kapısını aralar ve o kapının ardında nasıl davranacağımızı çoğu zaman biz bile önceden kestiremeyiz. “Ben olsam asla yapmazdım” cümlesi, çoğu zaman bir kesinlik değil, bir temennidir.

Herkesin başına her şey gelebilir. Bu cümle, kulağa sıradan bir teselli gibi gelse de aslında insanlık hâlinin en çıplak gerçeğini taşır. Bir anlık dalgınlık, bir duygusal kırılma, bir yanlış değerlendirme… Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman bu küçük anların toplamından ibarettir. Ve o an geldiğinde, kim olduğumuz kadar, içinde bulunduğumuz şartlar da belirleyici olur.

Peki, o zaman kınama lüksünü nereden buluyoruz? Belki de mesele, başkalarının hatalarına bakarak kendimizi daha güvende hissetme ihtiyacımızdır. “O yaptı ama ben yapmam” diyerek görünmez bir çizgi çekiyoruz araya. Oysa o çizgi sandığımız kadar kalın değil. Hatta çoğu zaman silik, yer yer de hayalidir. Çünkü insan, sadece doğrularıyla değil, potansiyel hatalarıyla da insandır.

Elbette bu, yapılan yanlışları meşrulaştırmak anlamına gelmez. Hata, hatadır. Sonuçları vardır ve çoğu zaman başkalarını da etkiler. Ancak asıl mesele, o hatadan sonra ne yapıldığıdır. İnsan, düşebilir; asıl mesele kalkmayı bilmesidir. Yanılabilir; önemli olan yanıldığını fark edebilmesidir. Ve en kıymetlisi, aynı yanlışı tekrar etmemek için çaba gösterebilmesidir.

Belki de bu yüzden, yargılamak yerine anlamaya çalışmak daha insani bir tutumdur. Çünkü anlamaya çalıştıkça, kendi kırılganlığımızla da yüzleşiriz. Başkalarının hatalarında kendimizden bir parça görürüz. Bu da bizi daha temkinli, daha mütevazı ve belki de daha merhametli kılar.

Kimse yarın ne yapmayacağının garantisini veremez. Ama herkes, bugün neyi daha iyi yapabileceğine karar verebilir.
İşte insanı değerli kılan da bu seçimdir: Hatalarına rağmen değil, hatalarından öğrenebildiği ölçüde büyüyebilmek.