Günlük ekonomik tercihlerin ardında çoğu zaman karmaşık psikolojik süreçler bulunur. Bu süreçlerin en dikkat çekenlerinden biri de son yıllarda davranışsal ekonomi çalışmalarının merkezine oturan hiperbolik iskonto mekanizmasıdır. Bireylerin gelecekteki faydaları bugüne göre çok daha düşük değerlendirmesi anlamına gelen bu kavram, yalnızca kişisel mali tercihlerde değil; tasarruf eğiliminden borçlanmaya, tüketim alışkanlıklarından kamu politikalarının etkisine kadar geniş bir yelpazede belirleyici rol oynuyor. Özellikle yüksek enflasyon, gelir baskısı ve belirsizlik ortamında hiperbolik iskonto, toplumun ekonomik reflekslerini anlamak açısından her zamankinden daha kritik bir hale geldi.

Klasik Modelin Ötesine Geçen Bir Mantık Dışı Rasyonalizasyon

Ekonomide geleneksel iskonto modeli, gelecekteki faydaların bugün belirli bir oranda azaltılarak değerlendirildiğini kabul eder. Ancak hiperbolik iskonto, bireylerin geleceği doğrusal veya sabit oranla değil, psikolojik baskılarla şekillenen daha keskin bir şekilde iskonto ettiğini öne sürer. Yani insanlar bir yıl sonraki getiriyi değil, “yarın” elde edilecek faydayı bile, “bugüne göre” ciddi şekilde küçültür.

Bu davranış biçimi, rasyonel birey varsayımından sapmayı temsil eder. Örneğin, bugün 100 TL almak yerine yarın 110 TL almayı reddeden bir kişinin, gelecekteki çok daha büyük getirileri bile kısa vadeli haz uğruna öteleyebildiği görülür. Bu tür tercihler kişisel finans yönetiminde “mantıksız” görünse de davranışsal ekonominin ortaya koyduğu üzere insan zihninin doğasıdır: Kısa vadeli ödüller çoğu zaman gelecekteki büyük kazanımlardan daha cazip gelir.

Gelişen Teknolojiler ve Tüketim Kültürü: Hiperbolik İskontonun Modern Yüzü

Günümüz tüketim kültürü, hiperbolik iskonto eğilimini daha da güçlendiriyor. Kredi kartları, çevrim içi alışveriş uygulamaları ve “şimdi al – sonra öde” modelleri, tüketiciyi kısa vadeli hazza yöneltirken uzun vadeli maliyet farkındalığını azaltıyor. Bir başka deyişle, tüketici için anlık tatmin gelecekteki ekonomik yüklerden çok daha önemli hale geliyor.

Sosyal medya ve dijital reklamcılık da bu davranışı besliyor. Saniyeler içinde verilen satın alma kararları, hiperbolik iskonto mekanizmasının en belirgin sonuçları arasında. Tüketici, ileride ödeyeceği borcun getireceği sıkıntıyı yeterince hesaba katmadığı için, ekonomik kırılganlık doğal olarak artıyor.

Bu durum özellikle Türkiye gibi yüksek enflasyonun tüketici davranışlarını belirgin biçimde dönüştürdüğü ekonomilerde daha çarpıcı bir hâl alıyor. Artan fiyatlar karşısında bireylerin “nasıl olsa yarın daha pahalı olacak” düşüncesiyle hiperbolik iskonto ve enflasyon beklentisi iç içe geçiyor; bu da tüketimi öne çekerek ekonomik dengeleri daha kırılgan hale getiriyor.

Tasarruf Açığı ve Borçlanma Döngüsü: Davranışsal Bir Kısır Döngü

Hiperbolik iskonto eğilimi, bireylerin uzun vadeli kazançları küçümsemesine ve kısa vadeli tüketimi öncelemesine yol açtığı için tasarruf oranlarını düşürüyor. Çalışmalar, bu davranış biçiminin yalnızca gelir seviyesiyle değil, psikolojik eğilimlerle de ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

Doğal sonuç ise şu:

Tasarruf yeterince birikmiyor,
Bireyler beklenmedik harcamaları borçlanarak karşılamak zorunda kalıyor,
Borçlanma arttıkça kısa vadeli baskılar daha da güçleniyor,
Hiperbolik iskonto daha da derinleşiyor.

Ekonomide bu döngü, bireysel değil toplumsal ölçekli bir soruna dönüşüyor. Tüketimin aşırı artması, uzun vadeli fon birikiminin yetersiz kalması finansal piyasaların istikrarını etkiliyor. Emeklilik sistemlerinin sürdürülebilirliği, bireylerin gelecekteki refahı ve hane halkı borçluluğunun sürdürülebilirliği doğrudan hiperbolik iskonto eğilimiyle bağlantılı hale geliyor.

Kamu Politikaları Neden Hiperbolik İskontoyu Dikkate Almalı?

Modern ekonomi yönetimi, hiperbolik iskonto eğilimlerini yakından takip etmek zorunda. Bireylerin kısa vadeye aşırı odaklanması çeşitli kamu politikalarının sonuçlarını da etkiler. Örneğin:

Vergisel teşviklerle tasarruf artırma çabaları, hiperbolik iskonto yüzünden çoğu zaman beklenen sonuçları vermeyebilir. Emeklilik sistemlerindeki otomatik katılım uygulamalarının başarılı olmasının bir nedeni, bireyin kısa vadeli cayma kararını zorlaştırmasıdır.

Enerji verimliliği veya çevre dostu davranışları teşvik eden politikalar da kısa vadeli maliyet nedeniyle geri plana itilebilir.
Davranışsal ekonomi bu noktada çözüm odaklı yaklaşımlar üretir. “Nudge” (dürtme) olarak bilinen yöntemlerle bireylerin uzun vadeli faydayı gözeten kararlar alması kolaylaştırılabilir. Örneğin, elektrik faturalarında tüketim karşılaştırması sunulması, tasarruf hedeflerinin otomatik olarak belirlenmesi veya harcama uygulamalarında kullanıcıya bütçe uyarıları verilmesi gibi yöntemler hiperbolik iskonto etkisini azaltır.

Finansal Okuryazarlığın Yeni Boyutu: Psikolojiyi Anlamak

Bugünün ekonomik ortamında finansal okuryazarlık yalnızca gelir-gider hesaplamayı bilmekten ibaret değil. Bireylerin ekonomik kararlarının altında yatan psikolojik mekanizmaları anlaması, en az matematiksel bilgi kadar önem taşıyor. Hiperbolik iskonto, insanların kendilerine “neden tasarruf edemiyorum” sorusunu yöneltmesinin bilimsel cevabını sunuyor.

Uzmanlar bireylere şu önerilerde bulunuyor:

Finansal hedeflerin net ve zamana bağlı belirlenmesi,
Otomatik tasarruf mekanizmalarının kullanılması,
Harcamalar için “bekleme süresi” kuralının uygulanması,
Bütçe uygulamalarında davranışsal hataları algılayan sistemlerden yararlanılması.
Bu yöntemler hiperbolik iskonto eğilimini tamamen ortadan kaldırmasa da bireyin daha dengeli finansal kararlar almasına yardımcı oluyor.

Sonuç: Ekonomik Kararların Görünmez Mimarı

Hiperbolik iskonto, modern ekonomiyi anlamak için kritik bir kavram. İnsanların kısa vadeye eğilimli bu davranış biçimi yalnızca bireysel ekonomi yönetimini değil, geniş çaplı makroekonomik dengeleri de etkiliyor. Tüketici davranışlarının öngörülebilirliğini zorlaştıran bu mekanizma, yüksek enflasyon ve belirsizlik dönemlerinde daha güçlü hale geliyor.
Dolayısıyla hem politika yapıcıların hem de bireylerin hiperbolik iskontonun etkilerini dikkate alması, gelecekte daha sürdürülebilir ekonomik tercihlerin geliştirilmesi açısından önemli. Ekonomik kararlarımızın, çoğu zaman farkında olmadan zihnimizdeki bu mekanizma tarafından yönlendirildiğini bilmek, daha bilinçli bir ekonomik yaşamın kapısını aralıyor.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar