Araştırmalar gösteriyor ki IQ ve EQ birbirine rakip değil, aksine ayrı iki zeka. Bileşimleri 2+2’den 5 yaratıyor. Aralarında negatif bir korelasyon yok. Yani IQ arttıkça EQ’nun düşmesi veya tersi söz konusu değil.
Günümüzde IQ’yu test edip hesaplamak için bilumum yöntemler mevcut. Ancak EQ’yu test edecek bir yöntem henüz geliştirilmedi. Gelecekte de geliştirilmesi mümkün olmayabilir. Bir önceki yazımdan EQ’nun beş basamağını hatırlayalım;
1. Kendi duygularının farkına varmak
2. Kendi duygularını yönetebilmek, duyguların peşinden sürüklenmemek
3. İç motivasyonunu her daim muhafaza etmek ve canlı tutmak
4. Başkalarının duygularının farkına varmak
5. Tüm bu farkındalıklarla etrafındaki insanlar ve yaşamla ilişkisini yönetmek
Bu basamaklardan anlayacağınız üzere duygusal zeka hem duygu hem sosyal ilişki yönetiminde ne kadar yetkin olduğumuzla ilgili. Bu beş basamağın her biri üzerine ayrı ayrı yapılmış epey araştırma var. Ancak duygusal zekayı ölçümleyen tek bir test yok.
Berkeley Üniversitesi’nden Jack Block iki tip insanı karşılaştıran bir çalışma yapmış. Birinci tip yüksek IQ’su olanlar. İkinci tip ise yüksek duygusal yetkinliği olanlar. Çalışması sonucunda Block ciddi bulgular edinmiş.
Öncelikle şunu belirtelim, yüksek IQ’lu olan grupta kadınlar ve erkekler arasındaki farklar minör çıkmış. Ancak yüksek EQ’lu olan grupta kadınlar ve erkekler arasında bazı bariz farklar gözlemlenmiş.
Şöyle ki;
IQ’su yüksek olan grupta cinsiyetten bağımsız olarak aşağıdaki özellikler baskın şekilde izlenmiş;
Hırslı, üretken, davranışları öngörülebilir, kendinden emin, herşeyi kritik bir bakış açısıyla değerlendiren, karşı cinsle romantik ilişki kurmakta çekinen/zorlanan, duygularını ifade etmeyen, kopuk ve soğuk.
IQ’su yüksek olan kadınlar özelinde ise bu kişilerin entellektüel konulardan son derece hoşlandıkları, düşüncelerini akıcı şekilde ifade edebildikleri, estetiğe önem verdikleri, anksiyeteye yatkın oldukları ve kızgınlıklarını ifade etmek yerine saklayıp dolaylı yollarla gösterdikleri (pasif agresif) gözlemlenmiş.
Duygusal yetkinlikleri yüksek olan ikinci gruptaki kişilerde ise şunlar gözlemlemiş;
Dışa dönük, neşeli, korkusuz, kişilere veya bir sebebe taahhüt verip bağlanabilen, sorumluluk almaya hazır, ahlaki değerleri kuvvetli, ilişkilerinde sempati yapan, karşısındakine değer veren, duygu dünyaları zengin ve bunun tadını çıkartan.
EQ’su yüksek olan kadınlarda ise şunlar özel olarak gözlemlenmiş; duygularını açıklıkla ve çekinmeden paylaşan (dolayısıyla duygu patlamaları yaşamayan), kendileri hakkında olumlu hisler besleyen, yaşamda anlam arayan ve bulan, dışa dönük, stresi iyi yöneten, sosyal ilişkileri kuvvetli, karşı cinsle rahat ilişki kuran.
Tüm bunlar ışığında not almamız gereken kilit nokta şu;
Hepimiz bilişsel kabiliyet dediğimiz IQ ile duygusal kabiliyet dediğimiz EQ’nun bileşimiyiz. Ancak yaşam kalitemizde belirleyici olan zekamız IQ’muz değil duygusal zekamız. Zira daha önceki yazılarımda paylaştığım gibi, IQ teknik yetkinlik alanlarımızı belirleyen bilişsel bir kabiliyet iken EQ bu yetkinliklerimizle yaşantımız için nasıl bir motif yaratacağımızı belirleyen meta kabiliyet.
Daniel Goleman Duygusal Zeka kitabında bunları anlatmış.
Bu satırları okuyunca Amerikalı bir arkadaşımız aklıma geldi. Bu arkadaşımız birkaç yıl önceki İstanbul ziyaretinde eşimi ve beni aradı ve biz de kendisini ve eşini güzel bir restoranda akşam yemeğine davet ettik. Arkadaşımız Amerika’da Pepsi Cola’da yönetim pozisyonundaydı. Eşi ise hemşirelikten emekliydi. Eşim ve ben de o vakit çalıştığımız firmalarda yönetim pozisyonundaydık. Kariyerde başarının nasıl geldiği hakkında harika bir sohbete başladık. Pepsi’de çalışan arkadaşımız konu açılır açılmaz oldukça heyecanlı ve biraz da kaygılı bir giriş yaptı ve dedi ki;
“Küçükken okulda matematikte zorlanıyordum ve bu durum bende matematiğe karşı bir korku yaratmıştı. Bir gün bu korkumu mühendis olan babamla paylaştım ve ne yapmam gerektiğini sordum. Kendisi matematikte iyi olduğu için bana yardımcı olabileceğini biliyordun. Babam dedi ki; “Matematikten korkma, matematik nettir, formülü vardır, formülü uygularsın ve illa ki rakamsal bir sonuca ulaşırsın. Matematik tartışma götürmez. Halbuki sözel dersler öyle mi? Bir cümleden, bir hikayeden, bir kelimeden her birey farklı farklı anlamlar çıkartır ve çıkarılabilecek anlam sayısının sonu yoktur. Asıl kaygan zeminde olan ve ele avuca gelmeyen sözel derslerdir.”
IQ ile EQ arasındaki fark, IQ’su yüksek olan biri tarafından daha güzel anlatılamazdı.
“Yüksek bir IQ refah, prestij veya mutlulukta bir garanti sağlamaz iken, okullarımız ve kültürümüz kişisel kaderimiz için son derece önemli olan duygusal zekayı göz ardı ederek sadece akademik yeteneklere odaklanmaktadır.” Daniel Goleman
Sevgiyle,