Eğitim, kapitalist devletin en önemli ideolojik aygıtlarından biridir. Althusser (2008) eğitimin işlevini tanımlarken iki noktaya dikkat çekmiştir. Birincisi, emek gücünün yeniden üretimi; ikincisi ise kurulu düzenin kurallarına boyun eğmenin yeniden üretimi. Eğitimin bu iki işlevi, başta okullar olmak üzere eğitim sistemindeki çeşitli kurumlar aracılığıyla gerçekleştirilir.
19.yüzyılda fabrika sisteminin ortaya çıkmasıyla birlikte, fabrika yönetiminde emir-komuta zinciri, seri üretim sistemi ve çalışanlar arasında işbölümü üretilen bütün ürünlerde verimliliği arttırmıştır.
Aynı dönemdeki eğitimciler ise bu fabrika sistemine uygun okul sistemini geliştirmişlerdir. Tüm seri üretim hatlarında olduğu gibi okul sistemi de farklı aşamalardan oluşur. Çocuklar yaşlarına göre sınıflara ayrılır, başlarında, fabrikalarda olduğu gibi ustabaşılara benzer öğretmenler vardır. Çocuklar bir sonraki aşamaya geçmek için sınavlardan geçer. Fabrika sahipleri gibi eğitim yetkilileri de standart bir programı uygulanmak üzere okul müdürü ve öğretmenlere dikte eder. Öğretmenlerin, okuldaki etkisi, ustabaşının fabrikadaki etkisinden daha azdır. Okullardaki kurul ve komisyonlar da göstermelik olmaktan öteye geçmez. Okullar bu misyonlarıyla Alhusser’in, eğitimin iki işlevini yerine getirmekten başka bir işe yaramaz.
Bu okul sistemi ortaya çıkışından bu yana çocukları, zeki çocuklar ve aptal çocuklar olarak ikiye ayırmıştır. Fabrika sistemindeki üretim bandına uyum sağlayamayan işçilerin işten çıkarıldığı veya performansa göre ücret verildiği gibi, okul sisteminde gerilerde kalan öğrenciler de öğrenme güçlüğü çeken, yavaş öğrenen veya öğrenme özürlü öğrenciler olarak yaftalandırılmışlardır.
Okul sisteminde kural olarak son dönemlere kadar bütün öğrencilerin aynı şekilde öğrendiği, aynı şekilde öğrenmeseler bile aynı programa tabi tutularak öğrenmenin gerçekleşeceği varsayılmıştır. Öğretmen merkezli eğitim; motivasyonu, disiplini, ölçme ve değerlendirmeyi öğretmenin sağladığı sınıf sistemi bugüne kadar gelmiştir.
Bu okul sisteminin yerine geçecek okul modeli henüz ortaya çıkmamıştır. Kısaca sanayi çağının mirası okul sistemiyle nereye kadar gidileceği sorusu bütün eğitim politikacılarının gündemindedir. Çünkü okul sistemi, istenen başarıyı sağlayan bir avuç ‘başarılı’ öğrencinin dışındaki milyonları üretim sisteminin dışına atmakta, varlıklarını yok saymaktadır.
Sanayi çağının üretim sistemi, üretim bantlarını ne kadar hızlandırıp, verimliliği ne kadar arttırıyorsa; sanayi çağının okul sistemi de çocukların ders yükünü, öğrenmesi gereken programı hızlandırıp, sınav sistemiyle onların verimliliğini ölçmeye çalışmaktadır. Çocukların yükleri zaman geçtikçe artmaktadır. Uzmanlar, stres ve korku anlarında insan beyninin hızının azaldığını, öğrenmenin gerçekleşip, gerçekleşmediğinin bilinemeyeceğini ifade etmişlerdir.
Bu anlamda, sanayi çağının okul sisteminin yerine daha demokratik, çocukların eğitim hakkını önceleyen, onların bütün kapasite ve yeteneklerinin açığa çıkacağı ve tam öğrenmenin sağlanacağı bir alternatif okul modelinin zamanı geldi de geçiyor bile…
Kaynaklar
Althusser, L. (2008). İdeoloji. Devletin İdeolojik Aygıtları. İthaki Yayınevi. İstanbul