Son günlerde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, enflasyonu tarif ederken alışılmadık bir benzetmeye başvurdu: “Enflasyon aslında bir virüs gibidir.” Bu tanımlama, uzun süredir süregelen fiyat artışıyla yaşamaya çalışan toplumun nabzını tutarken, “enflasyonla mücadele” kavramını daha somut — ama bir o kadar da dramatik — bir zemine oturtuyor. Karahan’ın bu sözleri, ekonomik mücadeleye dair stratejileri ve topluma verilen mesajı anlamak bakımından oldukça önemli.

Virüs benzetmesiyle, enflasyonun sadece sayısal bir oran değil, toplumsal ve bireysel refahı tehdit eden dinamik bir problem olduğu vurgulanıyor. “Vücutta uzun süre kalınca defetmek zorlaşır” ifadesi, fiyat istikrarının sağlanmasının ancak kararlılık, sabır ve zaman isteyen bir süreç olduğunu ima ediyor.

Karahan’a göre bugüne kadar uygulanan para politikası — “reçete” — belli ölçüde etkisini gösterdi: Enflasyon, üç haneli seviyelerden gerileyerek yaklaşık %33’ün altına indi. Bununla birlikte hedef hâlâ tek hanede enflasyon ve ardından %5’e sabitlemek.

Nasıl Bir Tedavi: TCMB’nin Stratejisi ve Uygulamaları

Karahan’ın aktardığına göre, TCMB’nin bu “enflasyon virüsüyle” mücadelede üç öncelikli hedefi var:
Rezerv pozisyonunu güçlendirmek,

Kur Korumalı Mevduat (KKM) gibi döviz varlıklı araçlara olan bağımlılığı azaltmak,

Fiyat istikrarı ve dezenflasyonu kalıcı hâle getirmek.

Rezerv artışı, Türk Lirası’na güvenin yeniden tesis edilmesi ve döviz tevdiat hesaplarının çözülmesiyle sağlandı. KKM bakiyesinin iki yıl önce 140 milyar doları aştığı; ancak şu anda önemli ölçüde gerilediği ifade ediliyor.

TCMB ayrıca hizmet ve kira enflasyonundaki katılığa dikkat çekiyor. Uzun süredir aylık %4’ün üzerinde seyreden kira artış oranının yüzde 4’ün altına inmesi, hizmet fiyatlarındaki gerileme ve talep koşullarındaki dengelenmenin de enflasyondaki düşüşü desteklediği söyleniyor.

Karahan, para politikasındaki sıkılıkla birlikte orta vadeli enflasyon beklentilerinin geriye çekilmesinin, kredi faizlerinden uzun vadeli kredilere kadar yayılan etkisi olacağını belirtiyor. Ancak “faiz düşerse piyasa faizleri de düşer” algısının her zaman doğru olmadığını vurguluyor: Beklentiler bozulursa piyasa faizleri yüksek kalabilir.

Toplum ve Ekonomi Üzerindeki Yansıma: Hissedilen Enflasyon & Güven

Karahan’ın “virüs” metaforunun bir başka önemi, ekonomik veriler ile halkın günlük yaşamındaki algı arasındaki farkı görünür kılması. Ona göre “ölçülen enflasyon” (TÜFE) ile “hissedilen enflasyon” aynı değil. Özellikle gıda ve kira gibi harcamalarda yüksek payı olan haneler, ortalamadan çok daha yüksek bir enflasyon baskısı hissedebiliyor. Bu, istatistiğin gerçeği tam yansıtmadığı olasılığını gündeme getiriyor.

Bu bağlamda, TCMB’nin söyleminde “güvenin yeniden tesis edilmesi” vurgusu dikkat çekiyor. Rezerv artışı, KKM’den çıkış, kur istikrarı gibi adımlar, ekonomik aktörlerde — bireylerde, şirketlerde, yatırımcılarda — “enflasyon virüsüyle” mücadelede sabır ve disiplin gösterecekleri beklentisini yükseltmeyi hedefliyor. Ancak bu güven yatırım, tüketim ve genel ekonomik canlılığa yansıyacak kadar güçlü olmalı.

Öte yandan, virüs metaforu toplumsal hissiyatı da etkiliyor. Birçok kişi hâlâ maaşlarının alım gücündeki kaybı derinden hissediyor; “reçete” etkisini göstermeden önce hayat pahalılığı gündelik yaşama yaramaya devam ediyor. Bu da politikaların yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyoekonomik bir boyut taşıdığını gösteriyor.
Riskler, Beklentiler ve “İkinci Dalga” Endişesi

Karahan’ın vurguladığı bir gerçek var: Enflasyonun virüs gibi “bünyede” uzun süre kalması, tedaviyi zorlaştırıyor. Başka bir deyişle, faiz, kur ve rezerv politikaları olsun, bu tedavinin etkisi hemen değil zamanla yaşanacak.

Ancak bu süreçte özellikle gıda, kira, enerji gibi hassas kalemlerde yaşanacak yeni “şoklar” — örneğin mevsimsel fiyat artışları, dövizde ani kur yükselişi ya da küresel ekonomik dalgalanmalar — tedaviyi sekteye uğratabilir. Böyle bir durumda enflasyonun “ikinci dalga” riski gündeme gelebilir.

Ayrıca halkın sabrı, kurumlara olan güveni, ekonomik aktörlerin beklentileri gibi “yumuşak” değişkenlerin doğru yönetilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, tedavi reçetesi olsa da “iyileşme” toplumsal düzeyde hissedilmeyebilir — bu da virüs metaforunun tam tersine “sistemik rahatsızlık” algısını pekiştirebilir.

Neden Bu Benzetme Önemli?

Fatih Karahan’ın “enflasyon virüs gibidir” ifadeyi kullanması, yalnızca dikkat çekici bir söylem değil: Aynı zamanda enflasyonun niteliğini, iyileşme sürecinin zorluklarını ve ekonomi yönetiminin bakış açısını net şekilde ortaya koyuyor.

Bu benzetme, tek başına rakamlarla mücadele edilmediğini; para politikası, kur yönetimi, rezerv dengesi, tüketici beklentisi, güven ve toplumsal algı gibi birçok değişkenin bir arada yönetildiği karmaşık bir süreci tanımlıyor. Böyle olunca “fiyat istikrarı” yalnızca ekonomik bir hedef değil, toplumsal refah ve istikrarın da temel ön koşulu hâline geliyor.

Sonuç olarak, Türkiye’nin önünde uzun — ama kararlı — bir dezenflasyon ve fiyat istikrarı yolculuğu var. Enflasyonun virüs gibi yayıldığı bir ortamda, tedavinin etkili olması için tedbiri elden bırakmamak; aynı zamanda şeffaflık, güven ve bilinçli ekonomik politikalarla “toplumsal bağışıklığı” inşa etmek gerekiyor.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar