Tarih Nasıl İşler?

“İnsanlar kendi tarihlerini kendileri yaparlar ama kendi iradeleri ve kendi seçtikleri koşullar içinde değil.” sözüyle Karl Marx; tarihin seyrinin önceden belirlenmediğini ve insanların yapıp, eyledikleriyle olayların ve tarihin seyrini değiştirebileceğini ancak bunun da kendi dışlarındaki koşullar tarafından etkilenebileceğini ifade etmiştir.

Bu anlamda tarihsel süreci yönlendiren üç motor mekanizma vardır;

İlki, tekniğin gelişmesidir; İlerlemeyi, doğanın daha iyi denetlenmesini mümkün kılan, emek üretkenliğini arttıran ve insan ihtiyaçlarının karşılanmasında kullanılabilecek ekonomik kaynakları çoğaltan bilgi birikimi olarak tanımlayabiliriz. İnsanlığın ilk ortaya çıktığı çağlarda teknik, ateşin bulunması, alet yapma ve aletleri kullanma, toprağı sürmeyi öğrenme, tekerleği bulma ve buharlı makineyi endüstride biçimiyken; bilimsel devrimle birlikte elektronik araçların ve bilgi temelli cihazların kullanılmasıdır.

İkincisi; yöneticilerin zenginlik ve güç uğruna birbirleriyle rekabete tutuşmalarıdır. Bu yönetici sınıflar içinde ve sınıflar arasında çatışma biçimine dönüşebilir. Feodal toplumda din adamları ve feodal toprak ağaları arasında olan bu çatışma, kapitalizm döneminde sermaye fraksiyonları arasındaki güç mücadeleleridir. Bu güç mücadeleleri siyasi ve askeri boyutlara bürünerek savaşlara da yol açmaktadır.

Üçüncüsü ise sınıflar arasındaki mücadelelerdir. Antik çağda, güçlü liderle yerleşim biriminin üreticileri arasında, feodalizm döneminde toprak sahipleriyle köylüler arasında, kapitalizm döneminde  işçi sınıfıyla sermaye sınıfı arasında süren mücadelelerdir.

Bu üç motor, birbirinden oldukça farklıdır. Her biri farklı bir kesitte, değişen hızda ve sürekli olmayan etkiyle çalışır. Tarihsel süreç bu nedenle oldukça karmaşık ve benzersizdir. Tarihsel olaylar ekonomik sorunların, toplumsal gerilimlerin, siyasi uzlaşmazlıkların, kültürel farkların ve kişisel etkilerin kendine özgü bir bileşkesidir.  Bu bileşkenin izleyeceği rotayı örgütlü insan gruplarının mücadelesi belirler.

Bu noktada tarihsel ilerlemenin hem aynı toplumsal sistem içinde, hem de farklı toplumsal sistemler arasında doğrusal bir rota izlediğini de söylemek mümkün değildir. Yani, bir bölgedeki ilkel toplumun, tarım toplumunun, köleci toplumun, feodal toplumun, kapitalist toplumun ve sosyalist toplumun başka bir bölgedeki aynı t oplumsal sistemlerle birebir aynı özellikleri göstermesi veya aynı zaman diliminde ortaya çıkıp aynı  zaman diliminde ortadan kalkmasının mümkün olamayacağı gibi; bir ülkedeki feodal sistem, kapitalist sistem veya sosyalist sistemin kendi içinde de doğrusal bir rota izlemeyeceği, inişli çıkışlı bir şekilde, zaman zaman farklı toplumsal ilişkilerinde geçerli olduğu bir ilişkiyi barındıracağını ifade edebiliriz.

Sözgelimi; İngiltere’de yaşanan feodal sistemle, Osmanlı’da yaşanan feodal sistem aynı aşamalardan geçmiş ve aynı özellikleri gösteriyor, diyemeyiz. Hem özellikler açısından, hem de sistemin ömrü açısından her iki ülke örneği farklı özellikler gösterir. Ortak olan şey, artığa el koyma biçimidir. Benzer şekilde, Almanya’daki kapitalizm, liberal dönemi, faşizm dönemini, sosyal refah dönemini yaşadıktan sonra yeniden kapitalizmin ilk dönemlerindeki ‘Vahşi kapitalizm’ döneminin modern versiyonunu yaşayabilir. Her dönemde ortak olan şey artığa el koyma biçimidir.

Son olarak tarihsel süreç pozitif bilimlerdeki gibi deneysel bilgiye dayanmaz; mekanik, doğrusal, donuk ve belirlenmiş bir süreç değildir.

Üzerinde yaşadığımız coğrafya da bu tarihsel işleyişten azade değildir.

 

Neil Faulkner Marksist Dünya Tarihi. Yordam Kitap.