Bir kıssadan; Hükümdar yöneticileri ile birlikte şehri gezmeye çıkmış, deniz kenarında balık tutmakta olanların yanına yaklaşıp durumlarını sorar, yanıt kendilerinin iyi olduğunu ancak biraz ilerde uzun zamandır balık tutamayan bir kişi olduğunu söylerler. Hükümdar, kişiye yaklaşıp şayet denizden tutuğu bir şeyi getirirse tuttuğu şeyin ağırlığı kadar altın vereceğini söyler. Balıkçı bir süre sonra denizden tuttuğu bir kemik parçasını Hükümdara getirir, sözünü tutmasını ister.
Terazi getirilir, kefenin bir tarafına kemik diğer tarafına altın konulur. Fakat kemik ağır gelir. Altının konulduğu kefeye ilave altın konulur sonuç yine kemik ağır. Altın ilave etmeye devam edilir, ancak bir türlü terazi dengeye gelmez. Hükümdar bu durumu merak eder, bilginlere danışır. Kemiği inceleyen bilginler, kemiğin, bir aç gözlüye ait olabileceği nedeni ile terazinin altın dolu kefesinin bir türlü dengeye gelmediğini söylerler.
Çevre Politikalarında 22 yıl birlikte yol yürüdüğüm TEMA VAKFI kurucularından Rahmetli Sayın Hayrettin Karaca'nın bir sözü ile; İnsanın iki açı vardır. Biri karnı, biri de gözü…
Karnını doyurabilirsiniz, ancak gözünü asla. Ne çekiyorsak bu aç gözlülerden çekmiyor muyuz? Aç gözlü çeşitleri mi?
Siyasi aç gözlüler, gözünü para hırsı bürümüşler, Rabbena hep banacılar, oturduğu koltuğa yapışan hırslılar gibi tanımlamalar çoğaltılabilir. Bu aç gözlülerin, gündelik bireysel çıkarları için toplumun tüm değerlerini ayaklar altı edebileceği yanında, çevresini, toplumunu telafisi olanaksız bir yere taşıdığı hem tarihteki örnekleri ile hem de yaşayanlar ile kanıtlıdır.
Bu tiplerin psikolojileri için sağlıklı olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu türlerin kişisel beklentileri gerçekleşmediğinde verecekleri zarar sadece kendilerine olmaz, pire için yorganı da Yurdu da halkı da yakarlar.
Toplumsal bilinç, bir süreç olarak, aile, çocukluk, ergenlik ilişkileri temel çevresinde oluşurken, pozitif bilimin önder olduğu bir eğitim-öğretimin önemi tartışılmaz.
Paylaşmak, adil olmak, hak ve özgürlüğün sınırının bir başkasının özgürlük sınırına kadar olduğunu bilmek temelinde eğitilmeyen bireye, diploma da, Zerdüşt palan da, makam mevki de yarar getirmez.
Bu türlerin iflah olmaz hırsı, aç gözlülüğü bunlardan istifade eden asalakları da beslediğinden mücadele alanı genişlemektedir. Yapılacak şey, bunların gözünü toprak doyursun demekten geçmez.
Bunların toplumda azınlık olduğu, tecrit edilebileceği, dışlanarak yalnızlaştırılabileceğini, etki alanları daratılıp yetkilerinin kısırlaştırılabileceği unutulmamalıdır.
Toplum tebaa değil, birey olma bilinci ile temel değerlerini saygı, sevgi, dayanışma anlayışı ile oluşturursa, geliyor gelecek olandan payına mutlu, gülen yüzler, güzel bir gelecek bulur.