Türkiye’nin dış politikası son yıllarda giderek daha fazla “çok boyutlu diplomasi” kavramıyla tanımlanıyor. Ankara, bir yandan NATO üyeliğini sürdürürken ve Avrupa Birliği ile ilişkilerini devam ettirirken, diğer yandan Asya, Afrika, Körfez ve Orta Asya ülkeleriyle siyasi ve ekonomik bağlarını geliştirmeye çalışıyor. Şanghay İş birliği Örgütü ile ilişkiler de bu çok yönlü dış politika anlayışının önemli başlıklarından birini oluşturuyor.

Türkiye, Şanghay İş birliği Örgütü’nün tam üyesi değil. Ancak Ankara, 2012 yılından bu yana örgütte “diyalog ortağı” statüsünde yer alıyor. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmi açıklamalarına göre Ankara; terörizm ve sınır aşan suçlarla mücadele, enerji iş birliği ve bölgesel bağlantısallık gibi ŞİÖ’nün öncelikli çalışma alanlarını yakından takip ediyor. Bu durum, Türkiye’nin örgütle ilişkilerinin yalnızca sembolik olmadığını, belirli alanlarda somut iş birliği arayışına dayandığını gösteriyor.

ŞİÖ’nün Türkiye açısından önemi, sadece örgütün siyasi ağırlığından kaynaklanmıyor. Çin, Rusya, Hindistan, Pakistan, İran ve Orta Asya ülkelerini aynı çatı altında buluşturan yapı, dünya ekonomisinin ve siyasetin ağırlık merkezinin giderek Asya’ya kaydığı bir dönemde Ankara için önemli bir diplomatik platform oluşturuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Bişkek’teki 2026 zirvesinde ŞİÖ’nün yaklaşık 3,5 milyar insanı ve 35 trilyon dolarlık ekonomik büyüklüğü temsil ettiğini vurgulayarak örgütün çok kutuplu uluslararası sistemde önemli bir konuma ulaştığını ifade etti.

Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerinde en dikkat çekici tartışma ise tam üyelik meselesi oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 yılında Özbekistan’ın Semerkant kentinde düzenlenen zirvenin ardından Türkiye’nin hedefinin ŞİÖ’ye tam üyelik olduğunu açıklamıştı. Bu sözler hem Türkiye’de hem de Batılı ülkelerde geniş yankı uyandırmış, “Türkiye dış politikada yön mü değiştiriyor?” sorusunu gündeme getirmişti.

Ancak 2022’den bu yana geçen süreye bakıldığında Türkiye’nin tam üyeliğe geçtiğini söylemek mümkün değil. Ankara hâlâ örgütün mevcut ortaklık mekanizması içerisinde bulunuyor. Bu nedenle Türkiye-ŞİÖ ilişkilerinin bugünkü aşamasını “tam üyeliğe giden kesin bir süreçten” çok, “iş birliğini artırmaya yönelik stratejik bir yakınlaşma” olarak değerlendirmek daha doğru görünüyor.

Türkiye açısından ŞİÖ’nün en önemli avantajlarından biri, ekonomik ve ticari ilişkilerin geliştirilmesi için geniş bir coğrafyaya erişim sağlamasıdır. Çin ve Rusya gibi büyük ekonomilerin yanı sıra Orta Asya ülkeleri, Pakistan, Hindistan ve İran’ın aynı platformda bulunması Ankara için yeni ticaret, yatırım ve ulaştırma fırsatları anlamına geliyor.

Özellikle Orta Koridor Projesi bu noktada ayrı bir önem taşıyor. Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret yollarında önemli bir merkez olmayı hedefliyor. Orta Asya’daki ulaştırma hatlarının güçlendirilmesi, demiryolu bağlantılarının artırılması ve lojistik altyapının geliştirilmesi, Türkiye’nin ŞİÖ ülkeleriyle ekonomik ilişkilerini daha da önemli hale getiriyor. Türkiye’nin coğrafi konumu, Avrupa ile Asya arasında bir köprü olmanın ötesinde, enerji ve ticaret koridorlarının merkezinde yer alma potansiyeli taşıyor.

Enerji de ilişkilerin önemli başlıklarından biri. Türkiye geçmişte ŞİÖ Enerji Kulübü’nün dönem başkanlığını üstlenmiş ve bu görevi gerçekleştiren ilk üye olmayan ülke olmuştu. Çin, Rusya, İran ve Orta Asya ülkelerinin enerji kaynakları düşünüldüğünde, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve enerji ticaret merkezi olma hedefi bakımından ŞİÖ ile ilişkiler büyük önem taşıyor.

Bununla birlikte Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkilerinin önünde bazı önemli siyasi ve stratejik sorular da bulunuyor. Türkiye bir NATO üyesi ve aynı zamanda Avrupa Birliği’ne tam üyelik adayı. ŞİÖ ise özellikle Çin ve Rusya’nın etkili olduğu, Batı merkezli uluslararası sistemin dışında alternatif iş birliği mekanizmaları geliştirmeye çalışan bir yapı olarak görülüyor.

Bu nedenle Türkiye’nin ŞİÖ’ye tam üyeliği, sadece ekonomik bir karar olarak değerlendirilemez. Böyle bir gelişme, Türkiye’nin güvenlik politikası, NATO içindeki konumu ve Batı ile ilişkileri açısından kapsamlı sonuçlar doğurabilir. Ankara ise resmi açıklamalarında ŞİÖ ile ilişkilerin NATO veya Avrupa Birliği’ne alternatif olmadığını vurguluyor. Türkiye’nin yaklaşımı, farklı coğrafyalardaki iş birliği mekanizmalarını birbirine alternatif olarak görmek yerine, ulusal çıkarlar doğrultusunda eş zamanlı ilişkiler geliştirmek üzerine kurulu bulunuyor.

Bugünkü tabloya bakıldığında Türkiye’nin ŞİÖ ile ilişkisi bir dönüm noktasında bulunuyor. Ankara, örgütün dışında değil; ancak henüz karar alma mekanizmalarının içinde bulunan tam üyeler arasında da yer almıyor. Türkiye, mevcut konumuyla ŞİÖ’nün sunduğu siyasi ve ekonomik platformlardan yararlanmaya, liderlerle doğrudan temas kurmaya ve Asya’daki etkinliğini artırmaya çalışıyor.

Bişkek’teki 2026 zirvesine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın katılımı da bu politikanın devam ettiğini gösteriyor. Türkiye açısından ŞİÖ, Batı’dan tamamen uzaklaşmanın değil, değişen dünya dengelerinde diplomatik seçenekleri artırmanın araçlarından biri olarak öne çıkıyor.

Sonuç olarak Türkiye’nin Şanghay İş birliği Örgütü ile ilişkisi bugün tam üyelik aşamasında değil, ancak sıradan bir diplomatik temas düzeyinin de oldukça üzerinde bulunuyor. Türkiye, diyalog ve ortaklık mekanizmalarını kullanarak örgüt içindeki siyasi ve ekonomik etkinliğini artırmaya çalışıyor. Önümüzdeki dönemde tam üyelik tartışmasının yeniden güçlenmesi mümkün olsa da Ankara’nın temel hedefinin, mevcut aşamada ŞİÖ ile iş birliğini derinleştirirken NATO, Avrupa Birliği ve Batı ile ilişkilerinde dengeyi korumak olduğu görülüyor.

Kısacası Türkiye’nin ŞİÖ politikası bir “eksen değişikliğinden çok, çok kutuplu dünyada daha fazla masada yer alma arayışı olarak okunmalı. Ankara’nın önündeki temel soru ise şu: Türkiye, Doğu ile Batı arasında köprü olma özelliğini koruyarak her iki dünyanın sunduğu siyasi ve ekonomik imkanlardan ne ölçüde yararlanabilecek?

Kaynak: Euronews