Türkiye’ye gelen uluslararası doğrudan yatırım (UDY) 2025 yılında yeniden ivme kazandı. Bir önceki yıla göre yüzde 12,2 artış gösteren UDY tutarı 13,1 milyar dolar seviyesine ulaştı. Rakamlar, küresel belirsizliklerin ve yüksek faiz ortamının damga vurduğu bir dönemde Türkiye’nin yatırım radarından tamamen çıkmadığını, aksine seçici bir ilgiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor.

Yatırımcı ülkeler sıralamasında ise Hollanda zirvedeki yerini korudu. Hollanda’nın ilk sırada yer alması sürpriz değil. Uzun süredir Türkiye’ye gelen doğrudan yatırımların önemli bir bölümü, çok uluslu şirketlerin finans ve holding merkezleri üzerinden Hollanda kaynaklı görünüyor. Bu durum, yalnızca yeni yatırımları değil, mevcut yatırımların yeniden yapılandırılması ve sermaye artırımlarını da kapsıyor. Yani Hollanda payı, Türkiye’ye olan ilginin finansal mimarisini de yansıtıyor.

Hollanda’yı izleyen ülkeler arasında Avrupa Birliği merkezli sermayenin ağırlığı dikkat çekiyor. Bu tablo, Türkiye’nin hâlâ Avrupa üretim ve tedarik zincirleriyle güçlü bağlarını koruduğunu gösteriyor. Özellikle sanayi, enerji, lojistik ve finans alanlarında gelen yatırımlar, kısa vadeli kazançtan ziyade uzun vadeli pozisyon alma niyetine işaret ediyor. Bu da yatırımcıların Türkiye’yi “yüksek risk–yüksek potansiyel” dengesinde değerlendirmeye devam ettiğini gösteriyor.

Toplam UDY tutarındaki artışın arkasında birkaç temel dinamik öne çıkıyor. Birincisi, iç pazardaki büyüklük ve genç nüfus avantajı. İkincisi, ihracat odaklı üretim kapasitesinin bölgesel bir üs olma özelliğini koruması. Üçüncüsü ise son dönemde ekonomi yönetiminin verdiği “öngörülebilirlik” mesajlarının, sınırlı da olsa yatırım iştahını desteklemesi. Ancak rakamlar aynı zamanda şu gerçeği de açıkça ortaya koyuyor: Türkiye, potansiyeline kıyasla hâlâ beklenen ölçekte doğrudan yatırım çekebilmiş değil.

Burada asıl kritik nokta, yatırımın niteliği. 13,1 milyar dolarlık UDY artışı önemli olmakla birlikte, kalıcı teknoloji transferi, yüksek katma değerli üretim ve verimlilik artışı sağlayan yatırımların payı belirleyici olacak. Aksi halde rakamsal artışlar, büyüme üzerinde sınırlı ve geçici etki yaratabilir. Yatırımcı ülkelerin profilinin büyük ölçüde Avrupa merkezli olması, Türkiye’nin yönünü ve rekabet alanını da net biçimde ortaya koyuyor.

Sonuç olarak 2025 verileri, Türkiye’nin uluslararası yatırım sahnesinde oyunun dışında olmadığını, ancak daha güçlü ve sürdürülebilir bir çekim merkezi olmak için reform, hukuk güvenliği ve ekonomik istikrar başlıklarında mesafe kat etmesi gerektiğini gösteriyor. Hollanda’nın zirvedeki konumu ise sadece bir ülke ismini değil, küresel sermayenin Türkiye’ye bakışındaki temkinli ama vazgeçmeyen yaklaşımı simgeliyor.

BİRAZ DAHA DETAY VE YORUM EKLE

Elbette, biraz daha derine inelim ve rakamların arkasındaki anlam katmanını açalım.

TÜRKİYE’YE EN FAZLA YATIRIM YAPAN ÜLKELER: ZİRVEDE HOLLANDA VAR

Türkiye’ye yönelik uluslararası doğrudan yatırım (UDY) akımları 2025 yılında belirgin bir toparlanma sinyali verdi. Bir önceki yıla kıyasla yüzde 12,2 artışla 13,1 milyar dolara ulaşan yatırım tutarı, küresel sermayenin Türkiye’den tamamen vazgeçmediğini, ancak daha temkinli ve seçici bir tutum benimsediğini ortaya koyuyor. Küresel ölçekte jeopolitik risklerin, yüksek faizlerin ve zayıflayan büyüme beklentilerinin damga vurduğu bir dönemde bu artış, küçümsenmeyecek bir eşik anlamına geliyor.

Yatırımcı ülkeler liginde zirvede yer alan Hollanda, aslında tek başına bir ülkeyi değil, küresel sermayenin organizasyon biçimini temsil ediyor. Hollanda uzun süredir çok uluslu şirketlerin Avrupa’daki finans ve holding merkezlerinden biri konumunda. Bu nedenle Türkiye’ye Hollanda kaynaklı görünen yatırımların önemli bir bölümü, ABD’den Asya’ya uzanan geniş bir sermaye ağının dolaylı yansıması niteliğinde. Yani tabloya bakarken “ülke” kadar, o ülkenin üstlendiği finansal aracılık rolünü de hesaba katmak gerekiyor.

Bu durum, Türkiye’ye gelen yatırımların önemli bir kısmının yeni fabrika kurulumundan ziyade sermaye artırımı, şirket devri, yeniden yapılandırma ve ortaklık güçlendirme şeklinde gerçekleştiğini düşündürüyor. Bu da iki yönlü bir okuma sunuyor. Olumlu tarafta, mevcut yatırımcıların Türkiye’de kalmayı tercih ettiği, pozisyonlarını tamamen terk etmediği görülüyor. Olumsuz tarafta ise sıfırdan, yüksek teknolojili ve güçlü istihdam yaratan yatırımların hâlâ sınırlı kaldığı gerçeği duruyor.

Avrupa Birliği ülkelerinin toplam UDY içindeki payının yüksek seyretmesi de dikkat çekici. Bu tablo, Türkiye’nin üretim ve tedarik zincirlerinde hâlâ Avrupa’ya entegre olduğunu, özellikle sanayi ve ihracat odaklı sektörlerde “yakın coğrafya avantajını” koruduğunu gösteriyor. Enerji, finans, lojistik ve imalat sanayii yatırımları bu dönemde öne çıkan alanlar arasında. Ancak bu yatırımların önemli bir kısmı, mevcut kapasitenin korunması veya verimlilik artışıyla sınırlı; yani agresif büyüme iştahı henüz geri dönmüş değil.

13,1 milyar dolarlık yatırım hacmi, Türkiye ekonomisinin ölçeğiyle karşılaştırıldığında aslında potansiyelin altında bir seviyeye işaret ediyor. Genç nüfus, büyük iç pazar ve stratejik konum gibi güçlü avantajlara rağmen, yatırımcıların karar süreçlerinde hukuk güvenliği, öngörülebilirlik ve makroekonomik istikrar başlıklarını yakından izlemeye devam ettiği görülüyor. Bu başlıklarda atılacak her somut adım, yatırım tutarından çok daha önemlisi yatırımın niteliğini dönüştürme gücüne sahip.

Burada asıl kritik soru şu: Türkiye artan yatırımı kalıcı büyümeye çevirebilir mi? Eğer gelen sermaye ağırlıklı olarak düşük katma değerli alanlarda yoğunlaşırsa, büyüme üzerindeki etkisi sınırlı kalacaktır. Buna karşılık teknoloji transferi, ihracat kapasitesi ve verimlilik artışı sağlayan yatırımların payı yükselirse, bugünkü 13,1 milyar dolarlık rakam ileride çok daha güçlü bir sıçramanın başlangıcı olarak hatırlanabilir.

Özetle, 2025 UDY verileri ne büyük bir başarı hikâyesi ne de bir hayal kırıklığı sunuyor. Ortaya çıkan tablo daha çok şunu söylüyor: Türkiye hâlâ oyunda, fakat yatırımcılar bekle-gör modunda. Hollanda’nın zirvedeki konumu ise küresel sermayenin Türkiye’ye tamamen sırtını dönmediğini, ancak daha net ve güven verici sinyaller beklediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu sinyaller güçlendikçe, rakamların da yön değiştirmesi sürpriz olmayacaktır.

ZAFER ÖZCİVAN
Ekonomist-Yazar