Yaş ilerledikçe özel hayattan insan silme eğilimi de aynı ölçüde artıyor sanki.
Ve hayır, bundan şikâyetçi değilim.
Eskiden kalabalıklar kıymetli sanılırdı. Telefon rehberi dolu olsun, masalar kalabalık olsun, herkes her şeye dâhil olsun...
Şimdi ise fazlalıklar yorucu.
İnsan yaş aldıkça şunu fark ediyor: Herkesi taşımak zorunda değiliz.
Herkesle aynı mesafede durmak zorunda da değiliz.
Artık hayatıma aldığım insanlarda tek bir ölçüm var: Huzurumu artıyor mu, azaltıyor mu?
Çünkü yaş ilerledikçe enerjinin sınırlı olduğu gerçeğiyle yüzleşiliyor.
Sabır eskisi kadar bol değil artık.
Tahammül ise sadece gerçekten hak edenlere ayrılmış bir lüks.
Bir bakıyorsun; sürekli şikâyet edenler, kendi yaralarını başkasının omzuna yükleyenler, seni dinlemeyen ama anlatmayı sevenler, sınır tanımayanlar…
Hepsi yavaş yavaş hayatın dışında kalmış.
Bu bir kopuş değil, bu bir temizlik.
Artık ‘’ayıp olmasın’’ diye susulmuyor. ‘’Ben böyleyim’’ bahanesine tahammül edilmiyor.
İlişkilerde emek tek taraflıysa, orası terk ediliyor.
Ve en önemlisi: Yalnızlık eskisi kadar korkutucu gelmiyor.
Çünkü insan, kalabalıkların içinde yalnız kalmaktansa; az ama sahici bağlarla yürümeyi öğreniyor.
Bu yüzden evet, yaş aldıkça insan siliyorum hayatımdan. Ama eksildiğimi değil, hafiflediğimi hissediyorum. En basit bir yalanında dahi affetmiyorum.
Şikâyetçi değilim. Bilakis, ilk kez bu kadar kendimleyim.