İndirgemeci düşünceden sıyrılmadan ne olayları tam olarak kavrayabilmek ne de doğru çözüm önerileri sunabilmek mümkün…
Bir tiyatro sahnesindeki tüm oyuncular aynı oyunun oyuncularıdır ve aynı senaryoya bağlıdır. Sahneyi en iyi gören koltuklarda olmanın verdiği rahatlıkla, sıklıkla filmin iyi oğlanını alkışlayıp, kötü oğlanını yerden yere vuruyoruz. Oyuna kendini fazlasıyla kaptıranlar, rol gereği iyiye alkış tutmayan, kötüye hakaret etmeyenlere kızgın ve kırgın ve tepkililer.
Senaryo ve dekor o kadar mükemmel dizayn ediliyor ki, büyüsüne kapılmamak mümkün değil. İnandırıcılık adına gerçek insan kanı akıtılmaktan, gerçek yangın çıkarılmaktan, göz yaşından çekinilmiyor. Çünkü oyunun inandırıcı olması lazım.
İslam coğrafyasında çıkarılmaya çalışılan mezhep kavgasında sadece sahnedeki oyuncular üzerinden hüküm veriliyor ve işin garibi seyircilere de tarafını seç baskısı acımasızca dayatılıyor.
Esedci misin muhalif mi?
Mursi (ihvan) taraftarı mısın darbeci mi?
Diktatör yanlısı mısın demokrat mı?
…
Aynı senaristin oyuncuları olduktan sonra oyuncuların canı cehenneme… Gaye; seyircinin hangi taraf olursa olsun önemli değil iyi veya kötü bir tarafta olmasını sağlamak ve sahnenin verdiği galeyanı salona taşımak… Sahne dekoru olarak kullanılan gerçek Müslüman kanının kat be kat fazlasının sahneden çok salonda akmasını sağlamak…
Müslümanlar olarak nelerden etkilendiğimiz çok iyi tahlil edilmiş olmalı ki galeyana ve gaza gelmemiz için masum Müslüman kanı çok rahatlıkla akıtılıyor.
Oyundan etkilenmemek için kan ve gözyaşının senaryonun bir parçası olduğunu bir an bile hatırdan çıkarmadan tahliller yapma becerisi geliştirilmeli. Zira kan ve gözyaşı da diğer tarafın kendi meşruiyeti için edebiyat malzemesi haline dönüşmüş durumdadır.
Mısır’da darbe ile işbaşı yapıp, bu oldu bittiye itiraz eden sokaklardaki silahsız sivillerin katli nasıl tasvip edilemezse, kendi siyasi meşruiyetini kanıtlamak için o sivillerin öldürüleceklerini bile bile meydanlarda canlı hedef olmasını sağlamak da tasvip edilmemeli… Darbeci rolündekilerce öldürülen her Mısırlıda onu savunmasız bir şekilde oraya toplayanların da sorumluluğu olduğu, olabileceği unutulmamalı, tartışılmalı…
Yıllardır Hamas’ın İsrail’e direnişi ama bu direnişin İsrail’e ve onun saldırılarına meşruiyet kazandırmaktan öte gitmediği, Hamas'ın (Müslümanların) hatasızlığı/mazlumluğu bir tabu olmaktan çıkarılmalı ve Hamas’ın, İslam Dünyasının göz yaşını devşirmek için kıytırık füze attığı binalara zorla çocuk yerleştirmesi tartışılabilmeli, eleştirilmeli…
Sultan 2. Abdulhamit’in sıkı bir istihbarat ağının olduğu bilinir. Hareket Ordusu’nun Selanik’ten İstanbul’a ulaşıncaya kadar kaç noktada pusu kurup hiçbir ferdini sağ bırakmayacak bir ordusu olmasına rağmen bunu yapmaması, teklif edenlere karşı çıkması iyi tahlil edilmeli…
Firavun’un mescidleri tahrip etmesi/yasaklaması karşısında Allah’ın Musa’ya “evlerini” mescid edinme”yi emretmesi son derece düşündürücüdür.
Taraf olmak gerekirse; kan ve göz yaşının sahneden salona taşınmasında rolü olan bir taraf olmaktan ziyade bu kirli senaryonun senaristini hedef alan taraftayım. Şu an için gerek sahne ve gerekse olayların sahneye taşınıyor olması hasebiyle “önce zarar verme” ilkesi gereği taraflar (Müslümanlar) arasında taraf olmaktan ziyade yapıcı arabuluculuğun daha makul bir taraf olduğu kanaatindeyim. Aksi her tutum arabozuculuk oluyor çünkü…