Aşk dediğin şey, bir fotoğrafın altına konan kalpli yorumlarla, üç gün üst üste ‘’günaydın’’ yazınca başlayan bir masalla olmaz.

Aşk, cesaret ister. Yürek ister. Risk ister. Bir insanın kalbine, sorumluluğuna, duygusuna dokunmaya niyet ister. Çoğu kişinin sandığı gibi kolay bir iş değildir; ‘’bakarsam olur’’ diye başlanacak bir bahçe değildir aşk. Emek ister, sabır ister, niyet ister.
O yüzden bazı insanların seni sevmek konusundaki acizliği, senin yetersizliğin değil, onların yüreksizliğidir.
Kimileri senden kaçmaz; kendinden kaçar.
Kimileri sana yetmez; duygularına yetemez.
Kimileri seni sevmez; sevgiyi taşıyamaz.
Sen karşındakinin gönlüne güzelliğini koyarken, o kendi küçük korkularının içinde sıkışır kalır. Sonra da tüm suçu sana yıkar: ‘’Ben hazır değildim.’’, ‘’Zamanı değildi.’’, ‘’Biz olmadık’’.
Açık söyleyeyim: Aşka yürek gerek. Senlik bir şey yok.
Kimi insanın sevgisi bebek adımlarıyla gelir; kimi insan ise kapıyı ardına kadar açacak gücü kendinde bulamaz. Ve sen birinin eksik taraflarını tamamlamak zorunda değilsin. Kim kendini toparlayacaksa, kim kendi cesaretini bulacaksa, kim korkularını çözecekse bunu kendi yapacak. Sen kimsenin öğretmeni, psikoloğu, iyileştirme projesi değilsin.
Aşk iki elini taşın altına koymasıyla büyür.
Tek taraflı cesaret, tek taraflı emek, tek taraflı niyet aşk değildir… Kendini yakan bir mumdur.
O yüzden kendini suçlama.
O yüzden ‘’Ben neyi eksik yaptım?’’ deme.
O yüzden ‘’Keşke biraz daha kalsaydım’’ diye içini kemirme.
Kalmayan sen değilsin; kalmayı göze alamayan o.
Sevmeyen sen değilsin; sevgiyi taşıyamayan o.
Becerebilen sen değilsin; beceremeyen o.
Aşka yürek lazım ama onun cebi bile boştu.
Yüreği olan birinin yanında, böyle yüreksizler sadece gürültüden ibaret.
Sen yürümeye devam et. Aşk, hak edene zaten yolunu gösterir.