Osmanlı’da ‘’Aynalı Baba’’ diye bilinen dervişlerin kıyafetlerinde küçük kırık ayna parçaları taşıdığı anlatılır. İlk bakışta garip görünür. İnsan düşünür: Neden bir insan üstünde kırık aynalar taşır ki?
Ama mesele süs değildir. Mesele insanın kendisidir.
Çünkü insan, en zor kendine bakar.
Başkasının hatasını görmek kolaydır. Birinin kibirli olduğunu hemen fark ederiz. Birinin bencilliğini, kırıcı tavrını, saygısızlığını, ikiyüzlülüğünü saniyeler içinde çözeriz. Ama aynı davranışların bir kısmı bize ait olduğunda zihnimiz hemen savunmaya geçer. Kendimizi haklı çıkarırız. Çünkü insanın kendi karanlığıyla yüzleşmesi, başkasının karanlığını konuşmasından çok daha ağırdır.
Belki de Aynalı Baba’nın taşıdığı o kırık aynalar tam olarak bunu anlatıyordu: ‘’Bana bakarken aslında kendini gör.’’
Ne kadar derin bir fikir…
Bugün insanlar birbirine sürekli ayna tutuyor ama kimse aynaya bakmıyor.
Herkes suçlu arıyor, herkes eleştiriyor, herkes karşı tarafın yanlışlarını sayıyor. Fakat çok az insan durup şunu sorabiliyor: ‘’Ben ne yansıtıyorum?’’
Bir insan sürekli kötülük görüyorsa belki de içinde taşıdığı öfkeye bakmalıdır. Sürekli saygısız insanlarla karşılaşıyorsa belki kendi dilinin sertliğini düşünmelidir. Sürekli değersiz hissettiğini söylüyorsa belki önce kendine verdiği değeri sorgulamalıdır.
Çünkü hayat bazen bize insan değil, ayna gönderir.
Ve o aynalar her zaman hoş şeyler göstermez.
İnsan en çok da kendi yüzünü sevmez bazen. Yaralarını, eksiklerini, kibirlerini, korkularını görmek istemez. Bu yüzden sürekli dışarıyla uğraşır. Oysa olgunluk, başkasının ayıbını konuşmak değil; kendi nefsini tanıyabilmektir.
Kırık aynanın bir başka anlamı daha vardır belki… İnsan zaten kusurlu bir varlıktır. Hepimiz biraz kırığız. Hepimizin içinde çatlaklar, yarım kalmışlıklar, çocukluk yaraları, sustuğu cümleler var. Ama önemli olan kırık olmak değil; o kırıklığa rağmen neyi yansıttığımızdır.
Çünkü bazı insanlar yara taşır ama merhamet verir. Bazıları ise küçücük egosunu bile zehre dönüştürür.
İşte bu yüzden insan bazen başkasına değil, kendine dönüp bakmalıdır. Sessizce. Bahane üretmeden. Kaçmadan.
Belki de en büyük yüzleşme, bir gün kendi aynasında kendini tanıyabilmektir.
Ve belki de insanın gerçek terbiyesi, başkasının kusurunu konuşmadan önce kendi aynasını temizleyebilmesidir.