Bazı insanlar hayatımıza sevgiyle değil, eksiklikleriyle gelir. Ve çoğu zaman onları sevmeye çalışırken kendi değerimizi unutmaya başlarız. Sürekli geçmişini anlatan, eski ilişkilerinin yükünü yeni insanların omuzlarına bırakan, her tartışmada eski eşini ya da eski sevgilisini gündeme getiren kıyasa giren kişiler aslında geçmişte yaşamaya devam ederler. Onlar sizi tanımaya çalışmaz; sizi, geçmişlerinde kalan insanların yerine koyar intikam alırlar.

Bir de her şeye olumsuz bakanlar vardır. Hayatın güzel tarafını görmek yerine kusur arayan, çözüm üretmek yerine şikâyet eden, mutluluğu paylaşmak yerine huzursuzluğu büyüten insanlar… Bir süre sonra onların karanlığı sizin ışığınızı da söndürmeye başlar. Empati kuramayan, yalnızca kendi duygularını önemseyen, karşısındaki insanın kırgınlığını anlamaya çalışmayan kişilerle sağlıklı bir ilişki kurmak mümkün değildir. Çünkü sevgi sadece sevmek değil, anlamaktır da.

Daha da üzücü olanı ise bir kadını gördüğü yaşadığı karakteriyle değil geçmişiyle yargılayan zihniyettir. Hâlbuki geçmişte bir şeyde yoktur. İnsanları yaşadıklarıyla değil, bugün oldukları kişiyle değerlendirmek gerekir. Bir insanın değeri, geçmişindeki hatalarla ya da hayatındaki kırılmalarla ölçülmez. Asıl değer, bugün taşıdığı ahlakta, vicdanda ve insanlıktadır. Kaldı ki kimsenin geçmişini üstelik kendi geçmişi çok temizmiş gibi yargılamaya kimsenin cüreti bile olamaz.

Hakareti iletişim sanan, saygısızlığı dürüstlük gibi gösteren insanlar da vardır. Oysa sevgi; kırmak değil onarmaktır. Küçümsemek değil yüceltmektir. Yaralamak değil iyileştirmektir.

Bir de geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını bütün kadınlara fatura eden erkekler vardır. Eski eşinden, eski sevgilisinden ya da yaşadığı bir ihanetten dolayı bütün kadınları aynı kefeye koyarlar. Bir kişinin yaptığı yanlışı, milyonlarca insanın karakteri gibi anlatırlar. Bu yetmediği gibi sizden çıkarırlar acısını.

Oysa olgunluk; yaşadığı acıyı başkasına taşımamak, geçmişin yaralarını masum insanların üzerine boşaltmamaktır. Bir kadının hatası tüm kadınları kötü yapmadığı gibi, bir erkeğin hatası da tüm erkekleri kötü yapmaz.

Geçmişte aldığı darbeleri bahane ederek kadınlara öfke duyan, sürekli şüpheyle yaklaşan, her kadını suçlu ilan eden bir insan aslında karşısındakilerle değil, kendi yaralarıyla mücadele ediyordur. İyileşmemiş yaralar ilişki kurmaz; ilişkilere zarar verir. Kimsenin geçmiş travmalarının bedelini ödemek zorunda değilsiniz. Anlayış göstermek başka şeydir, başkasının kırgınlıklarının hedefi olmak başka şey. Çünkü sevgi, geçmişin hesabını yeni gelenlerden sormak değil, geçmişten ders alıp yeni bir sayfa açabilmektir.

İşin en ironik tarafı ise bazı insanların giderken bütün sorumluluğu karşı tarafa yüklemesidir. İlişkinin yükünü birlikte taşırken, ayrılık kapısına geldiklerinde bir anda bütün hikâyeyi yeniden yazarlar. ‘’Bu ilişkiyi sen yaşadın’’, ‘’Beni sen tuttun’’, ‘’Ben zaten istemiyordum’’ gibi cümlelerle kendi paylarına düşen sorumluluğu görmezden gelirler, yaşananları hiçe sayarak üstelik. Oysa hiçbir ilişki tek kişinin çabasıyla yıllarca sürmez. Bir insan gerçekten istemiyorsa kalmaz. Ancak bazıları, ayrılırken vicdan yükünü hafifletmek için geçmişi yeniden şekillendirir ve yaşanan her şeyin sorumluluğunu karşı tarafa bırakmaya çalışır. Bu kişinin vicdanıyla pazarlığını anlatır. Çünkü yaşanmış güzel günleri, verilen emekleri ve yapılan seçimleri yok saymak kolaydır. Zor olan ise dürüstçe dönüp, ‘’Benim de hatalarım oldu, benim de sorumluluğum vardı’’ diyebilmektir.

Unutmayın; bir ilişkiyi tek başına yaşamak mümkün değildir. Seven iki kişi birlikte yürür, ayrılırken de kendi payına düşen sorumluluğu taşıyabilenler karakterini gösterir. Bu yüzden hayatınıza kimi aldığınıza dikkat edin. Çünkü bazı insanlar size sevgiyi öğretir, bazıları ise neyi asla kabul etmemeniz gerektiğini… Unutmayın; kırmızı bayraklar zamanla yeşile dönmez. Görmezden gelinen her işaret, ileride daha büyük bir hayal kırıklığına dönüşür.