“Umut verip yarı yolda bıraktığın insanın gönül sadakasını iki dünyada da veremezsin.” Hz. Muhammed.

İnsanın içine işleyen bir cümle bu. Çünkü bazı yaralar vardır; kanamaz, görünmez, kimse fark etmez. Ama insanın içinde uzun yıllar taşınır. Bir insanın kalbine umut bırakıp sonra o umudu elinden almak da işte böyle bir yaradır. İnsana “Ben buradayım” deyip sonra yok olmak…

“Senin yanındayım” deyip en zor gününde sırtını dönmek… Bir gelecek hayali kurdurup, o hayalin ortasında insanı tek başına bırakmak… Bunların hiçbiri basit birer kırgınlık değildir.

Çünkü insan, kendisine verilen söze sadece kulağıyla inanmaz; kalbiyle inanır.

Birinin size umut vermesi, aslında size kendi dünyasından bir parça emanet etmesidir. Hele ki o umut, sevgiyle, sadakatle ve gelecek hayaliyle beslenmişse… O insanın kalbinde size ait bir yer oluşur. Sonra siz hiçbir şey olmamış gibi çekip giderseniz, geride yalnızca bir insan bırakmış olmazsınız. Belki de onun insanlara olan güvenini, sevgisini, yeniden başlayabilme cesaretini de beraberinizde götürürsünüz. En acısı da budur.

İnsan bazen bir kişiyi kaybetmez; bir insanın içindeki “iyi şeylere inanma” duygusunu kaybettirir. O yüzden gönül meselesi hafife alınacak bir mesele değildir.Bir kalbe girmek kolay olabilir. Güzel sözler söylemek, ilgi göstermek, gelecekten bahsetmek, “Ben seni bırakmam” demek kolaydır. Zor olan, söylediğinin arkasında durmaktır.

Çünkü sevgi sadece güzel günlerde söylenen sözlerden ibaret değildir. Sevgi, zor zamanda gösterilen sadakattir. Güven, yalnızca “Sana güveniyorum” demek değildir; karşındaki insanın güvenini boşa çıkarmamaktır.

Ve belki de insanın en büyük imtihanlarından biri şudur: Kırabileceği bir kalbin kendisine emanet edildiğini bilmek.

Her insanın hayatında bir başkasına umut verdiği zamanlar vardır. Bazen gerçekten sever, bazen ne istediğini bilmez, bazen de yalnız kalmamak için bir başkasının kalbine tutunur.

Ama insan kendi kararsızlığının bedelini başkasının kalbine ödetmemeli. Eğer gitmek istiyorsan, dürüstçe git. Eğer sevmiyorsan, seviyor gibi davranma. Eğer bir gelecek düşünmüyorsan, bir insana gelecek hayali kurdurma. Çünkü açık bir “hayır”, sahte bir “belki”den daha merhametlidir. Bazen bir insanı üzmemek için sustuğumuzu sanırız. Oysa gerçekleri söylemeyip umut vermeye devam etmek, çoğu zaman daha büyük bir kötülüktür.

İnsanların kalbi oyuncak değildir. Birinin sevgisini, ilgisini, bağlılığını ve temiz niyetini kendi yalnızlığımızı gidermek için kullanamayız. Çünkü gönül dediğimiz şey, kırıldığında ses çıkarmaz. Ama insanın içinde sessizce bir şeyler değişir. Bir daha eskisi gibi güvenemez.

Bir daha söylenen güzel sözlere kolayca inanamaz. Bir daha “Ben yanındayım” diyen birine kendisini bütünüyle teslim edemez. İşte bunun vebali ağırdır. Belki de bu yüzden, gönül işlerinde en çok niyetimize dikkat etmeliyiz. Bir insana umut veriyorsak, o umudun sorumluluğunu da taşımalıyız. Seviyorsak sahip çıkmalıyız. Söz veriyorsak tutmalıyız.

Tutamayacaksak söz vermemeliyiz. Çünkü bazı insanların hayatına sadece birkaç aylığına, birkaç yıllığına gireriz. Ama onlarda bıraktığımız iz, belki bir ömür kalır. Bu yüzden kimsenin kalbine gereksiz yere dokunmayalım. Kimsenin duygularıyla oynamayalım. Kimseyi yalnızca kendi boşluğumuzu doldurmak için sevmeyelim. Ve özellikle de bir insana “umut” vermeden önce iki kez düşünelim. Çünkü umut, insanın en kıymetli hazinelerinden biridir.

Bir insanın gönlüne girdiysen, orada bıraktığın izin hesabını da düşün. Çünkü gönül incitmek kolaydır.
Asıl mesele, incitmeden sevebilmektir.