Bitkisel hayata girmiş bir kişi düşünün. Onun için hayat nasıl ilerliyordur sizce? Bence hissizleşmiştir; etrafında olup bitene karşı duyarsızlaşmış, tepkisizleşmiş, kontrol ve düşünme yetisini tamamen kaybetmiş. Uzaktan bakan biri için o kişi, gece yatağında derin bir uykuya dalmış biri gibi gözükür. Bitkisel hayattaki kişi yaşıyordur ama hayatta değildir.Peki ya bitkisel hayata girenlerin sevenleri için hayat nasıl ilerliyordur? Hep bir umut, onu hayata geri döndürebilmek için amansız bir mücadele ama günün sonunda hep bir bekleyiş, hep bir umut...
Şimdi bir de aynı durumu bir insanın değil, koca bir milletin yaşadığını düşünün. Ne olur veya neler oluyor, hiç düşündünüz mü? Hiç kafanızı kaldırıp etrafa baktınız mı?Olup biten her şeyi kabullenişimiz, bize yapılmayana kadar sessiz kalışımız, haksızlığa karşı hissizleşimiz... Şimdi böyle söylüyorsun ama bunlar nerede tezahür etmiş, diye sorularınız olabilir. Gelin, çok uzağa gitmeyelim; hemen aklımızın ucundan birkaç kareyi getirelim. 50.000 Türk'ün kanı elinde olan bir bebek katiline milletin meclisinde "Sayın" dediler, SUSTUK. Yetmedi, katillerle pazarlık yapıyoruz dediler, SUSTUK. Her gün farklı sebeplerden şehitler verdik, veriyoruz; buna da SUSTUK.İnsan bazen susarak yalnızca bir haksızlığa değil, kendi doğrularına da sırtını döner. Merhum Muhsin Yazıcıoğlu demiş ki: “Rahatınız bozulmasın diye hangi doğrulardan vazgeçtiyseniz, o fiyata satıldınız demektir.” Şimdi hepimiz mi SATILDIK? Bizim tepkisizliğimizin fiyatı nedir?
Bitkisel hayattaki bir kişi nasıl tepki veriyorsa biz de ancak onun kadar tepki verdik. Ateş sizin evinize düşmediği sürece 1 küçük bir sayıdır. Ben çocukluğumdaki günleri özlüyorum. Bir şehidimiz için bayraklarla sokaklara dökülen milletimi özlüyorum.
Daha ne kadar sürecek bu bitkisel hayattaki duruşumuz? Daha ne kadar sürecek haksızlığa boyun eğişimiz? Daha ne kadar hissiz, tepkisiz kalacağız?Seni sınırlayan, seni güneşe hasret bırakan bu Demir Dağ'ı ne zaman eriteceksin?Türk milleti, yaşıyorsun ama hayata ne zaman döneceksin?