Bu bir siyaset yazısı değildir. O gitsin, bu gelsin yazısı hiç değildir.

Bu yazı, son dönemde artan adalet isyanlarına sessiz kalan kitlelere, çağrı olabilir.

Söylenen doğrulara karşı taraf diye kulak tıkayanlara, yapılan yanlışın içerden söylenmesi talebidir belki de.

Belki de vicdanlara sesleniş…

Toplumun yüzde 40’lık kesiminden bahsediyoruz.

İnanarak mevcut iktidara oy vermiş. Hatta onunla devam edilmesi gerektiğini düşünüyor.

Ama bu durum, yanlışların görmezden gelinmesine gerekçe olabilir mi?

Toplum olarak o kadar siyasallaştık mı, ayrıştık mı?

Bizden olmayanlar, her şeyi hak ediyor mu?

Siyaset, bütün insani değerlerimizden uzaklaştırdı mı bizi gerçekten?

**

Biliyorum; 704 yıl hapis cezası istenen kişi, tutuksuz yargılanıp mahkemeye koruma ordusu ile gelirken, suçlu çıksa bile 5-6 yıl yatacak başkanların, tutuklu olmasına siz de mantıklı bir izahat getiremiyorsunuz.

Sağlık sorunları ile boğuşan Murat Çalık'a hastane-cezaevi arasında işkence çektirilmesi, sizin de vicdanınızı sızlatıyor, biliyorum.

Benim babam, benim eşim, benim oğlum olsaydı ne yapardım” empatisini yapınca, aynı duygularda buluştuğumuzdan eminim.

İktidara oy veren emekli de 20 bin lira ile geçinmeye, emekçi de ay sonunu getirmeye çalışıyor. Sıkıntılarımız aynı.

Ülkedeki kadın cinayetlerinin, çocuk suçluların artması sizleri de tedirgin ediyor, görüyorum.

İnsanlara destek verdiği partilerden dolayı öfke kusulması, eziyet edilmesi, toplumun siyasetçiler eliyle ayrıştırılması sizi de rahatsız ediyor, biliyorum.

Çünkü en azından şimdilik, mahallenizde, işyerinizde farklı siyasi düşüncelerdeki insanlarla birlikte yaşayabiliyorsunuz. Farklılıkların, zenginlik olduğunu yaşayarak görüyorsunuz. Ayrışmayı yaratanların siyasetçiler olduğunun da farkındasınız.

**

Ülkenin sosyal anlamda bir çöküşe gittiğini hep birlikte görüyoruz. Hoşgörüsüzlük içimize yerleşirken, evde, okulda, işyerinde huzurumuz tükeniyor. Trafikte bile birbirimize tahammül edemiyor, ayrı kutuplarda yaşamaya alıştırılıyoruz.

Hepimizi rahatsız ediyor bu durum. Bu toplumun içinde yaşamalarına rağmen bir tek siyasetçi rahatsız değil.

Arzumuz; hoşgörülü, birlikteliği sağlam temellere oturmuş, milletçe bütünleşmiş, huzurlu bir ülke ise; siyasetten arınarak gerçeklerde buluşma zorunluluğumuz var.

**

Ayrıştırılmış kitleler içerisinden karşı tarafta olanı umursamıyor siyasetçi. Bağırması çağırması, ağlaması, isyan etmesi ırgalamıyor. Duygulardan arınmış olarak, siyaseten bakıyor bütün yaşananlara.

İktidarı korumak için makyevelist; yani ahlaka karşı menfaati önceleyen anlayışı benimsemek, rahatsız etmiyor siyasetçiyi. Hatta mübah görüyor bunu; “Neden utanalım” diyor.

İşte bu noktada karşı tarafın doğru söylemlerine kulak tıkanırken, acıyı söylemek dosta düşüyor.

Bir tek onların düşüncesi dikkate alınırken, bu görev Ak Parti’ye oy verenlerindir.

Sessiz kalmak, yanlışa ortak olmaktır. Yanlış olduğunu düşündüğümüz halde susmak, geleceğimiz adına en vahim durumdur.

**

Ne partinizden vazgeçin ne de başka partiye oy verin diyorum.

Mevcut iktidara destek verenlerin, içeriden birileri olarak yanlışa yanlış demesi gerekiyor.

Yanlışı bizim taraf da yapsa, yanlıştır...

İnsanlık, başkasına yapılan yanlışa karşı durmaktır.

Siyasetçilerin bizi insani duygularımızdan uzaklaştırmasına izin vermeyin.

Sizin tavrınız, geleceğimize yön verecek, emin olun.