Belediyelerin mevcut durumunu, bir dönem işi kuponla tencere-tava dağıtmaya kadar götüren gazetelere benzetiyorum.
Kuponla ansiklopedi, kitap dağıtan gazeteler, zamanla televizyon hatta tencere tava dağıtmaya kadar götürmüştü işi. Haber dışında her şeyi veriyorlardı. Gazete değil, kupon satmaya dönüşen sürece, devlet el koydu da sona erdi kupon gazeteleri.
**
Onlar 50 bin bisiklet dağıttı. Biz 100 bin dağıtalım.
Onlar ayakkabı verdi. Biz üzerine tişört de koyalım.
Ramazan’da Umre’ye götürmüşler. Biz her ay Umre’ye götürelim. Hatta çoluk çocuk herkesi götürelim.
Kebap satalım, dondurma dağıtalım, kahvecilik yapalım, baklava üretelim.
Dillere dolanan tek şarkı:
“Bayraklar donanmış caf caflı
Simitçi, kahveci, gazozcu.
Şinanay da yavrum şinanay nay”
**
Belediyeler hediye dağıtmaktan, hizmet üretmeye zaman bulamıyorlar. Birbirlerine bakıp, sürekli biraz daha arttırıyorlar rekabeti.
Kim daha fazla dağıtacak? Vatandaş da seviyor bu hediye işini.
Son dönemde altyapıya yeterli yatırımın yapılmadığını, doğa gösteriyor bize.
Her yağmurda nehre dönen caddeler, elektrik kesintileri bunu haykırıyor.
Belediyeler ise alkış alacak, reklam odaklı projeler peşindeler.
Araziler imara açılırken altyapı yatırımları için, hizmet için alınan belediye payları, meclis kararları ile birer birer satılıyor.
Arsa sat, dondurma dağıt…
Arsa sat, Umre’ye götür…
Arsa sat, baklavacı aç…
Arsa sat, bisiklet dağıt…
Ve radyoda yine aynı şarkı çalıyor:
“Bayraklar donanmış caf caflı
Simitçi, kahveci, gazozcu.
Şinanay da yavrum şina şinanay”
**
Nasılsa kimse sormuyor; nerede bu bisikletler?
Nasılsa altyapı yatırımını değil, dondurma dağıtılmasını alkışlıyor vatandaş.
Umre’ye götüren başkanla gurur duyuyor, seçmen kitlesi…
Sosyal belediyecilik bu mu diye soran da olmayınca, dağıt belediye hayratından…
**
Belediyeler ticaret yapmalı mıdır?
Temel ihtiyaçların karşılanması ve piyasayı dengelemek için; Evet…
Peki piyasada 500 – 600 TL’ye baklava satılırken, 660 TL fiyatla yeni bir marka çıkarmaya gerek var mı?
Başkan Umut Yılmaz’ın, tanıtım filminde 5 markayı suçlaması konuşuluyor. Halbuki piyasada 500-600 TL’ye baklava satılırken, 660 TL fiyatla ortaya çıkması, ucuz satanlara vurulan bir darbedir. Bu firmalara “Siz kalitesiz üretiyorsunuz, onun için ben yeni bir marka ürettim.” demektir, verilen mesaj.
Kaliteli olduğunu düşünse, yeni bir marka yaratma ihtiyacı duyulmazdı değil mi?
Piyasada denge unsuru olması gereken, denetim mekanizması rolü üstlenmesi gereken kurumun, bir sektörü nasıl karıştırdığını hep birlikte izliyoruz.
Popülizm adına, alkış almak adına, kaynaklar düşüncesizce harcanıyor.
**
Madem belediye olarak ticaret yapmakta bu kadar ısrarlısınız; bizim de vatandaş olarak sormamız gerekiyor.
Bu baklava markasının imalathanesi nerede?
Üretim belgeleri, izinleri alındı mı, yoksa fason mu üretiliyor?
Fason üretiliyorsa kime ürettiriliyor? Siz üretiyorsanız, malzemeyi nereden alıyorsunuz, nasıl alıyorsunuz? Belediyelerde zorunlu olan ihale ile alımları, şirketlerinizde uyguluyor musunuz?
MSM’ler, Gölbuckslar, kârda mı, zararda mı bilmeli kamuoyu.
Madem popülizm adına esnafa rakip oldunuz, bir sektörü alt üst etmekte sakınca görmüyorsunuz, kar-zarar hesabını da koymanız gerekiyor önümüze.
Vatandaş düşünmeyi bıraktı, şarkı söylemeye başladı. Bizden uyarması
Ve şarkının ikinci nakaratı başlar:
“Seni sevindirir, beni küstürür
Lüküs kamarada kimler oturur?
Şinanay da şinanay yavrum şina şinanay”