Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK, Cumhuriyeti elbirliğiyle kurduktan sonra birçok konularda olduğu gibi ekonomiye de çok önem vermiştir. Bundan dolayıdır ki Atatürk’ün yaptığı ilk 5 yıllık plan sonucu ülkemiz kalkınmada dünya birincisi olabilmiştir.

            Atatürk ülkeye gerekli yatırımların yalnız şahıslara-şirketlere bırakılması taraftarı değildi. Çünkü O, özel kuruluş-işletmelerin kâr amacıyla kurulduklarını biliyordu.

            ***

            Atatürk, ülkede Karma Ekonomiyi uygulatmıştır. Bir taraftan özel sektör yatırım yaparken ülkenin yararına bir yandan da devlet olarak yatırımlarda bulunulmuştur. Çünkü bu gibi yatırımlarda sıkıntıların çıkabileceğini, vatandaşların zor duruma düşebileceğini O Büyük İnsan biliyordu.

            Haberleşme, Ulaşım, Elektrik, Limanlar, tersaneler… gibi konuların devlet tarafından yapılması-işletilmesi istenmiş ve sağlanmıştır.

            Diğer taraftan devlet tarafından, şeker fabrikaları, maden işletmeleri, çimento fabrikalar… gibi fabrikalarına da yatırımlar yapılmıştır.

            ***

            Ne yazık ki 1950 yılından sonra iktisadi devlet teşekkülleri adı verilen bu gibi devlet yatırımları, iktidarlar tarafından siyasi amaçlar uğrunda kullanılmaya başlanmıştır. Buralar iktidarların çiftliklerine dönüştürülmüş ve gereğinden fazla işçi ile doldurulan bu işletmelerden iktidarlarda yararlanmaya başlamıştır. Örneğin, 1958 yılında Gaziantep Çimento Sanayi T.A.Ş. henüz kuruluş halinde iken işçi sayısı 850 olmuştur. Vekil, ocak, bucak başkanından aldıkları öneri kartları ile iktisadi devlet teşekkülleri işçi yatağı haline getirilmiştir.

            ***

            “Köylü milletin efendisidir” sözü ile Atatürk, tarıma da çok önem vermiştir. Atatürk, sanayinin tarımla büyüyebileceğini diğer taraftan ülke halkının gıda ihtiyacının da tarımla karşılanacağını biliyordu.

            ***

            Ülkemizde uygulanan günümüz ekonomisine “Türk usulü ekonomi” deniyor. Ekonomik kurallar ve ekonomik yasalar yılların sonucu ortaya çıkarılmıştır. Bu kural ve yasaların tamamen tersi ile ekonomiye yön vermek hem ülkeyi hem de ülke vatandaşını zor duruma sokar.

            ***

            Hayat pahalığı dövizin yükselmesine bağlanıyor. Bu düşünce tarzı yanlıştır. Türk Lirası değer kaybettiği (enflasyon) için diğer bütün mallar gibi yabancı paraların yerli para birimimize göre fiyatları artacaktır. Tabi olarak döviz fiyatlarının yükselişi sonucu ithal mallarında fiyatları da artıracaktır.

            ***

            Enflasyon ancak şu şekilde düşüşe geçer veya sonlanır:

            -Merkez bankasında gerçek olarak döviz ve altın miktarının dış borcumuzdan çok olması,

            -Dış borcumuz haddinden fazla olduğu için bu borcun önemli bir miktarda azalmış olması,

            -Ödemeler dengesinin lehimizde bakiye vermesi. Yani parasal yönden ihracatın ithalattan fazla; yurt dışında çalışan işçilerin gönderdikleri paraların, ülkemizde çalışan yabancı işçilerin yurt dışına çıkardıkları paralardan fazla; gelen turistlerin ülke getirdikleri efektifin, yurt dışına giden insanlarımızın harcadıklarından fazla; sermaye hareketlerinin lehimizde olması şarttır.

            ***

            Genel bütçe yapılırken, bütçe kurallarının en önde gelen prensibine göre halkın düşünülmesi gerekirken normal olarak devlet bütçesi taahhüt edilen ödemelere, dış borçlara, dış borç faizlerine göre düzenlenmektedir.

            ***

            Bir yazımda da bahsetmiştim. Mart ayı hariç genel olarak bahar ve yaz aylarında kış aylarına göre özellikle gıda maddelerinde bir düşüş olur. Ama ne yazık ki bu yıl fiyatlarda düşüş yerine fiyatlarda artış görülecektir.

            Bunun yegâne sebebi, zarar ettiklerinden çiftçilerimizin ekimden vazgeçmiş olacaklarıdır.    

            ***

            Hep söylerim: Ekonomi zencilerin saçlarına benzer. Birini düzeltmeye çalışmak fayda vermez. Tümüne birlikte fön çekmek gerekir.

 

                                                                                          Orhan YALKIN