Türkiye ekonomisinde enflasyon yalnızca market raflarındaki fiyatları, konut kiralarını ya da faturaları değiştirmiyor; aynı zamanda vatandaşın ekonomik verilere bakışını da etkiliyor. Son dönemde yayımlanan kapsamlı bir araştırma, özellikle resmi enflasyon rakamlarına yönelik güven tartışmasının ciddi biçimde büyüdüğünü ortaya koydu. Araştırmaya göre TÜİK tarafından açıklanan enflasyon verilerine ilişkin güven algısı 2023 sonrasında kısmen toparlansa da Temmuz 2026 itibarıyla 2018 öncesindeki seviyeye geri dönmüş değil.

Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümünden Prof. Dr. Hakan Kara ile London School of Economics’ten Doruk Okuyan tarafından hazırlanan “Türkiye’de Enflasyon Verilerine Olan Güven: Niceliksel Bir Değerlendirme” başlıklı TEPAV çalışma notu, tartışmaya farklı bir pencereden bakıyor. Araştırmacılar TÜİK’in açıkladığı rakamların doğru veya yanlış olduğunu doğrudan test etmek yerine, kamuoyunda ve medyada resmi enflasyon verilerine yönelik güven ve güvensizlik ifadelerinin zaman içinde nasıl değiştiğini ölçüyor.

Bunun için çok geniş bir haber veri seti inceleniyor. Yaklaşık 385 bin haber bağlantısından 363 bininin metni analiz edilirken, TÜİK ve enflasyon ifadelerinin birlikte geçtiği yaklaşık 36 bin haber araştırmanın temel veri setini oluşturuyor. “Gerçek enflasyon”, “hissedilen enflasyon”, “resmi veri”, “düşük gösterme”, “güven kaybı”, “gerçeği yansıtmama” ve “makasın açılması” gibi ifadelerin kullanım sıklığından hareketle bir güvensizlik endeksi oluşturuluyor.

Araştırmanın ortaya koyduğu tablo dikkat çekici. Resmi enflasyon verilerine yönelik güven tartışmasının 2016 sonrasında bozulmaya başladığı, 2018'in sonlarından itibaren ise belirgin biçimde hızlandığı görülüyor. Asıl büyük kırılma ise 2021 sonrasında yaşanıyor. Enflasyondaki sert yükselişin ardından güven tartışması daha fazla gündeme gelirken, güvensizlik endeksi 2022 başından 2023 seçimlerine kadar yükseliyor.

Endeks 2023 yılının ortalarında 2018 öncesindeki seviyesinin yaklaşık üç katına ulaşarak araştırma döneminin zirvesini görüyor. Bu durum, ekonomik verilerin yalnızca ekonomik göstergeler olmadığını; aynı zamanda toplumun ekonomi yönetimine ve kurumlara duyduğu güvenin önemli bir parçası haline geldiğini gösteriyor.

2023 SONRASI TOPARLANMA VAR, ANCAK YETERLİ DEĞİL

2023 seçimlerinin ardından ekonomi yönetiminde yaşanan değişikliklerle birlikte resmi enflasyon verilerine yönelik algıda kısmi bir iyileşme meydana geliyor. TÜİK rakamları ile İstanbul Ticaret Odası ve KKTC İstatistik Kurumu tarafından açıklanan fiyat göstergeleri arasındaki farkın da bazı dönemlerde azalması dikkat çekiyor.
Ancak araştırmaya göre bu iyileşme, güvenin eski seviyesine dönmesi için yeterli olmadı. Hatta daha çarpıcı olan nokta, enflasyonun gerilemeye başladığı dönemde güven göstergesinin aynı ölçüde iyileşmemesi.

Haziran 2024 ile Temmuz 2026 arasında yıllık enflasyon yüzde 71,6'dan yüzde 31,8'e kadar gerilerken, araştırmanın güvensizlik endeksi ters yönde hareket ederek kısmen yükseldi ve 0,96 seviyesine çıktı. Bu sonuç, güven sorununun yalnızca yüksek enflasyon dönemlerinin yarattığı geçici bir tepki olmadığını düşündürüyor.

FARKLI ENDEKSLER, FARKLI RAKAMLAR

Enflasyon konusunda kamuoyundaki tartışmanın önemli nedenlerinden biri de farklı kurumların açıkladığı rakamlar arasındaki ayrışma. Araştırmada TÜİK'in TÜFE göstergesi, İTO'nun Ücretliler Geçinme Endeksi ve KKTC İstatistik Kurumu'nun tüketici fiyat endeksi karşılaştırılıyor.
Ocak 2018-Temmuz 2026 döneminde TÜİK TÜFE endeksindeki birikimli artış yüzde 1173 olarak hesaplanırken, aynı dönemde İTO endeksindeki artış yüzde 1714, KKTC tüketici fiyat endeksindeki artış ise yüzde 2146 oldu. Ancak araştırmacılar burada önemli bir uyarı yapıyor: Bu endekslerin yöntemleri, tüketim sepetleri, ağırlıkları ve kapsamları birbirinden farklı. Dolayısıyla farklı sonuçlar tek başına herhangi bir verinin yanlış olduğunu kanıtlamıyor. Asıl mesele, uzun süre devam eden sistematik ayrışmaların kamuoyunda nasıl algılandığı.

Özellikle giyim ve ayakkabı grubundaki farklılaşma araştırmanın dikkat çeken bölümlerinden biri. 2022 başından 2026 ortasına kadar TÜİK'in giyim ve ayakkabı fiyat endeksi yaklaşık yüzde 157 yükselirken, İTO verisindeki artış yüzde 764, KKTC verisindeki artış ise yüzde 798 olarak hesaplanıyor. Aynı kurum tarafından üretilen perakende giyim satış deflatöründeki artışın ise yüzde 521 olması, ölçüm yöntemlerinin kamuoyuna daha açık anlatılması gerektiğini gösteriyor.

GÜVEN NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?

Ekonomide istatistikler yalnızca geçmişi anlatmak için kullanılmıyor. Merkez bankaları, işletmeler, yatırımcılar, çalışanlar ve hanehalkları kararlarını bu verilere göre şekillendiriyor. Enflasyon rakamlarına güven azaldığında vatandaş kendi yaşadığı fiyat artışını resmi verilerle karşılaştırmaya başlıyor. Aradaki fark büyüdüğünde ise “Benim yaşadığım enflasyon neden açıklanan rakamdan farklı?” sorusu ortaya çıkıyor.

Bu noktada mesele sadece TÜİK'e duyulan güven olmaktan çıkıyor; ekonomik kurumların tamamının kredibilitesini ilgilendiriyor. Çünkü para politikasının etkinliği, beklentilerin yönetilmesine bağlı. İnsanlar açıklanan rakamların gelecekteki fiyatları anlamak açısından yeterli olduğuna inanmazsa, enflasyon beklentileri daha zor yönetilebilir hale geliyor.

Dolayısıyla güvenin yeniden tesis edilmesi, yalnızca daha düşük enflasyon açıklanmasıyla gerçekleşmeyebilir. Verinin nasıl toplandığının, hangi ürünlerin hangi ağırlıklarla hesaba katıldığının, fiyat değişimlerinin nasıl izlendiğinin ve metodolojinin neden zaman içinde değiştiğinin daha anlaşılır biçimde anlatılması gerekiyor.

ŞEFFAFLIK GÜVENİN TEMELİ

Türkiye'nin önündeki önemli ekonomik hedeflerden biri enflasyonu kalıcı biçimde düşürmekse, bunun yanında istatistik kurumlarına duyulan güveni de güçlendirmek gerekiyor. TÜİK'in resmi verilerinde güncel olarak yıllık tüketici enflasyonu yüzde 31,75 seviyesinde bulunuyor. Ancak enflasyonun düşmesi kadar, bu düşüşün toplum tarafından güvenilir bulunması da önem taşıyor.

Sonuçta ekonomik istatistikler yalnızca rakamlardan ibaret değil. Bir enflasyon oranı milyonlarca insanın ücret pazarlığını, kira sözleşmesini, yatırım kararını, emeklilik hesabını ve günlük harcama planını etkileyebiliyor. Bu nedenle rakamların doğruluğu kadar, rakamların hangi yöntemle üretildiğinin ve kamuoyuna ne kadar açık anlatıldığının da önemi büyük.

Bugün ortaya çıkan araştırma, Türkiye'de enflasyon mücadelesinin yalnızca fiyatlarla değil, güvenle de yürütülmesi gerektiğini gösteriyor. 2018 öncesindeki güven seviyesine yeniden ulaşmak kısa sürede gerçekleşmeyebilir. Bunun yolu ise daha fazla şeffaflık, daha güçlü veri iletişimi, metodolojik açıklık ve kamuoyunun sorularına düzenli yanıt verilmesinden geçiyor.

Çünkü ekonomide güven bir kez zedelendiğinde, onu yeniden kazanmak enflasyonu düşürmek kadar zor olabiliyor.