Türkiye ekonomisinde en önemli gündem maddelerinden biri hiç kuşkusuz vatandaşın geçim mücadelesidir. Enflasyonla mücadele kapsamında uygulanan politikalar, fiyat artışlarının hızını düşürmeyi hedeflese de hane halkının günlük yaşamında hissedilen ekonomik baskı devam ediyor. TÜRK-İŞ tarafından açıklanan Ekim 2026 açlık ve yoksulluk sınırı araştırması da bu gerçeği bir kez daha ortaya koyuyor. Rakamlar, Türkiye'de geçinmenin giderek daha büyük bir ekonomik sorun haline geldiğini gösteriyor.
Araştırmaya göre Ankara'da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması, yani açlık sınırı, 38.024 TL'ye yükseldi. Gıda harcamalarının yanında kira, elektrik, su, yakıt, giyim, ulaşım, eğitim ve sağlık gibi zorunlu ihtiyaçlar da hesaba katıldığında yoksulluk sınırı 123.856 TL'ye ulaştı. Bekâr bir çalışanın aylık yaşama maliyeti ise 49.124 TL olarak hesaplandı.
Bu rakamlar yalnızca istatistiksel göstergeler değildir. Aynı zamanda milyonlarca çalışanın, emeklinin ve dar gelirli ailenin günlük yaşamda karşılaştığı ekonomik güçlüklerin somut ifadesidir.
Mutfak enflasyonu hâlâ yüksek
TÜRK-İŞ verilerine göre ekim ayında mutfak enflasyonu aylık yüzde 0,59 olarak gerçekleşti. Son on iki aylık artış yüzde 33,83, yıllık ortalama artış ise yüzde 39,26 oldu. Yılın ilk on ayındaki artış yüzde 26,14 olarak kaydedildi.
Aylık artış oranının görece düşük kalması olumlu bir gelişme gibi değerlendirilebilir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrıntı var: Fiyat artış hızının yavaşlaması, fiyatların gerilemesi anlamına gelmiyor. Vatandaş, geçen yılın çok üzerinde oluşmuş fiyatlarla alışveriş yapmaya devam ediyor. Dolayısıyla enflasyondaki yavaşlama, aile bütçesindeki kayıpların kendiliğinden telafi edilmesini sağlamıyor.
Gıda ürünlerinde de farklı fiyat hareketleri görülüyor. Süt, peynir ve yoğurt fiyatlarında önemli değişiklik yaşanmazken tavuk eti ve yumurtada yükseliş kaydedildi. Bazı et ürünlerinde sınırlı gerilemeler görülse de temel beslenme ihtiyaçlarının toplam maliyeti yüksek seviyesini koruyor.
Gelirler ile yaşam maliyetleri arasındaki uçurum
Asıl üzerinde durulması gereken konu, ücretlerle geçim maliyetleri arasındaki büyük farktır. 2026 yılında net asgari ücretin 28.075 TL olduğu dikkate alındığında, bir asgari ücretli yalnızca dört kişilik bir ailenin gıda ihtiyacını karşılamak için gereken 38.024 TL'nin bile altında gelir elde ediyor.
Aradaki fark yaklaşık 9.949 TL. Üstelik bu hesaplamada kira, elektrik, su, ulaşım, eğitim ve sağlık harcamaları henüz bulunmuyor. Başka bir ifadeyle asgari ücret, dört kişilik bir ailenin yalnızca temel beslenme giderini karşılamakta bile yetersiz kalıyor.
Emekliler açısından da tablo farklı değil. Emekli aylıklarının önemli bir bölümü kira, fatura ve gıda harcamaları karşısında hızla eriyor. Çalışanlar ek iş ararken emekliler tasarruflarını kullanmak veya ailelerinden destek almak zorunda kalabiliyor.
Ekonomik sonuçları yalnızca mutfakla sınırlı değil
Gelirlerin temel ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalması, ekonominin diğer alanlarını da etkiliyor. Haneler öncelikle zorunlu harcamalara yöneliyor; giyim, sosyal yaşam, kültür, tatil ve dayanıklı tüketim harcamalarını erteliyor. Bu durum iç talebi, perakende ticareti ve küçük işletmelerin satışlarını olumsuz etkileyebiliyor.
Ayrıca alım gücünün düşmesi, kredi kartı kullanımını ve tüketici borçluluğunu artırma riski taşıyor. Gelirinin önemli bölümünü zorunlu harcamalara ayıran vatandaşın tasarruf yapabilmesi de giderek zorlaşıyor.
Burada TÜRK-İŞ araştırmasının Ankara'daki fiyatları ve belirli bir aile modelini esas aldığı unutulmamalıdır. Kira ve yaşam maliyetleri İstanbul gibi büyükşehirlerde daha yüksek olabildiğinden, ülkenin farklı bölgelerinde geçim koşulları değişiklik gösterebilir.
Ücret politikalarında yeni bir yaklaşım gerekli
Ekim 2026 verileri, ücret politikalarının yalnızca geçmiş enflasyona göre değil, gerçek yaşam maliyetleri ve satın alma gücü dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Özellikle asgari ücretliler, emekliler ve sabit gelirli çalışanlar için gelirlerin temel ihtiyaçları karşılayabilecek düzeyde olması sosyal devlet anlayışının önemli bir gereğidir.
Enflasyonla mücadele elbette kararlılıkla sürdürülmelidir. Ancak bu süreçte dar gelirli kesimlerin korunması da ihmal edilmemelidir. Gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamalarda vatandaşın yükünü hafifletecek politikalar geliştirilmelidir.
Sonuç olarak açlık sınırının 38 bin, yoksulluk sınırının 124 bin liraya yaklaşması, Türkiye'de geçim sorununun ne kadar ciddi boyutlara ulaştığını ortaya koyuyor. Ekonomik başarıyı yalnızca büyüme, ihracat veya enflasyon oranlarıyla ölçmek yeterli değildir. Gerçek başarı, vatandaşın gelirinin temel ihtiyaçlarını karşılaması, ay sonunu borçlanmadan getirebilmesi ve geleceğe güvenle bakabilmesidir. Çünkü ekonominin en önemli göstergesi, rakamların ötesinde insanın yaşam standardıdır.