İsrail’de Benjamin Netanyahu’nun seçimleri kaybetmesi, yalnızca ülkenin iç siyasetinde yaşanacak bir iktidar değişikliği olarak değerlendirilmemelidir. Böyle bir gelişme, Gazze’deki savaşın geleceğinden Türkiye-İsrail ilişkilerine, Doğu Akdeniz’deki güç mücadelesinden bölgesel ticarete kadar geniş bir alanı etkileyebilir. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: Netanyahu’nun gitmesi, İsrail’in bütün politikalarının değişeceği anlamına gelmez. Asıl belirleyici olan, yeni hükümetin kimlerden oluşacağı ve bölgeye nasıl yaklaşacağıdır.

İsrail’de 27 Ekim 2026’da yapılması planlanan seçimler, Netanyahu’nun siyasi geleceği açısından kritik önem taşıyor. Gazze savaşı, 7 Ekim 2023 saldırılarının önlenememesi, güvenlik politikaları ve ülkenin uluslararası alandaki konumu seçim gündeminin başlıca başlıkları arasında bulunuyor. Muhalefetin öne çıkan isimlerinden Gadi Eisenkot’un Netanyahu karşısında güç kazanması, Türkiye açısından da yeni bir dönemin ihtimalini gündeme getiriyor.

Türkiye-İsrail ilişkilerinde yumuşama mümkün mü?

Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkiler, özellikle Gazze’de yaşanan gelişmeler ve karşılıklı sert açıklamalar nedeniyle ciddi biçimde gerildi. Netanyahu yönetiminin Türkiye’ye yönelik söylemleri de bu gerilimi artırdı. Dolayısıyla Netanyahu’nun iktidarı kaybetmesi, Ankara ile Tel Aviv arasında diplomatik temasların yeniden güçlenmesi için bir fırsat oluşturabilir.

Yeni bir İsrail yönetiminin daha ölçülü bir dil kullanması, iki ülke arasındaki iletişim kanallarının açılmasını kolaylaştırabilir. Ticaret, bölgesel güvenlik ve diplomatik temsil düzeyinde bazı ilerlemeler sağlanması mümkün olabilir. Ancak ilişkilerin düzelmesi yalnızca liderlerin değişmesine bağlı değildir. Gazze, Filistin meselesi ve Suriye’deki çıkar çatışmaları varlığını koruduğu sürece kalıcı bir normalleşme kolay olmayacaktır.

Burada Türkiye’nin dikkatli ve dengeli bir diplomasi yürütmesi önem kazanıyor. Ankara, olası yönetim değişikliğini bir zafer olarak sunmak yerine, bölgesel istikrarı güçlendirecek somut adımların atılmasına odaklanmalıdır.

Gazze ve Filistin meselesinde ne değişebilir?

Netanyahu’nun seçimleri kaybetmesi durumunda en çok merak edilen konuların başında Gazze politikası geliyor. Yeni bir hükümetin aşırı sağcı ortaklara daha az bağımlı olması, yerleşim politikaları ve Filistinlilere yönelik uygulamalar konusunda bazı farklılıklar yaratabilir. Batı Şeria’daki kontrolsüz yerleşim faaliyetlerine ve yerleşimci şiddetine karşı daha sert önlemler alınması ihtimali de bulunmaktadır.

Bununla birlikte İsrail muhalefetinin önemli isimleri de Filistin devletinin kurulmasına mesafeli yaklaşıyor ve Hamas’ın silahsızlandırılmasını güvenlik şartı olarak öne çıkarıyor. Bu nedenle Netanyahu’nun gitmesiyle Gazze’de hemen kalıcı barış sağlanacağını düşünmek gerçekçi değildir.

Türkiye açısından temel beklenti, insani yardımların kesintisiz ulaştırılması, ateşkesin korunması ve Filistinlilerin siyasi geleceklerini belirleyebilecekleri bir çözümün önünün açılması olmalıdır. Yeni yönetimin bu konularda atacağı adımlar, ilişkilerin geleceğini belirleyecektir.

Suriye ve Doğu Akdeniz dengeleri

Türkiye ile İsrail arasındaki rekabetin önemli bir boyutu da Suriye’dir. Ankara, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasını ve merkezi yönetimin güçlenmesini isterken İsrail, sınır güvenliğini ve bölgedeki askeri hareket serbestisini öncelikli görüyor. Türkiye’nin Suriye’deki etkisinin artması, İsrail’de güvenlik tartışmalarının bir parçası olmaya devam ediyor.

Netanyahu sonrası bir yönetimin Türkiye ile daha yapıcı bir diyalog kurması, Suriye’de yanlış hesaplamalardan kaynaklanabilecek çatışma riskini azaltabilir. Ancak İsrail’in güvenlik yaklaşımının kısa sürede köklü biçimde değişmesi beklenmemelidir. Doğu Akdeniz’de enerji kaynakları, deniz yetki alanları ve bölgesel ittifaklar da iki ülkenin ilişkilerini etkileyen diğer başlıklardır.

Ekonomi, ticaret ve yatırım beklentileri

Siyasi ilişkilerde yaşanabilecek yumuşamanın ekonomik sonuçları da olabilir. Diplomatik temasların güçlenmesi, ticari ilişkilerin yeniden değerlendirilmesine ve bölgesel yatırım projelerinin gündeme gelmesine zemin hazırlayabilir. Türkiye açısından enerji taşımacılığı, lojistik, turizm ve Doğu Akdeniz’de ekonomik iş birliği fırsatları önem taşıyor.

Bununla birlikte bu ihtimaller, siyasi normalleşmenin gerçekleşmesine ve somut anlaşmalarla desteklenmesine bağlıdır. Sadece Netanyahu’nun görevden ayrılması, yatırımcıların güvenini artırmaya veya ticaret hacmini yükseltmeye yetmez. Bölgesel güvenlik riskleri, hukuki belirsizlikler ve karşılıklı güven eksikliği devam ederse ekonomik kazanımlar sınırlı kalabilir.

Sonuç: Fırsat var, garanti yok

Netanyahu’nun seçimi kaybetmesi Türkiye açısından yeni bir diplomatik fırsat yaratabilir. Fakat bu fırsatın kalıcı kazanıma dönüşmesi, İsrail’in yeni yönetiminin söyleminden çok uygulayacağı politikalara bağlı olacaktır. Türkiye de beklentilerini gerçekçi tutmalı, diyaloğa açık olurken Filistin meselesindeki ilkelerini korumalıdır.

Unutulmamalıdır ki Ortadoğu’da liderler değişebilir, hükümetler kurulup dağılabilir; ancak güvenlik kaygıları, tarihsel anlaşmazlıklar ve ekonomik çıkarlar bir gecede ortadan kalkmaz. Türkiye için asıl başarı, Netanyahu sonrasında oluşabilecek yeni siyasi zemini doğru okuyarak gerilimi azaltmak, bölgesel istikrarı güçlendirmek ve ülkenin ekonomik çıkarlarını korumak olacaktır. Çünkü diplomasi, yalnızca karşı tarafın değişmesini beklemek değil, değişen koşulları kalıcı barış ve somut kazanımlar için değerlendirebilmektir.