Her tartışmada vurup kapıyı giden, günlerce ortadan kaybolan adam… Sana sesleniyorum.
Sanki bana Kanuni Sultan Süleyman bir yeri fethedecek de biraz düşünmesi gerek. Biraz sakinleşecek, haritayı açacak, seferin rotasını belirleyecek… Arkadaş, alt tarafı tartıştık. İstanbul'u fethetmedin, ilişkiyi müzakere masasında yeniden yapılandırmaya çalışmıyoruz. Her kavgada çekip gidilmez.
Biraz çözümcül ol. Biraz diyalogda ol. Biraz da karşındaki insanın cümlesinin sonunu getirmesine izin ver. Şunu bir anlayalım artık: Biz insanız. Hata yaparız, sinirleniriz, yanlış anlarız, yanlış anlaşılırız. Bazen sesimiz yükselir. Bazen kelimeleri seçemeyiz. Ama bütün bunların sonunda elimizde bir seçenek daha var: Konuşmak. İletişim. Çünkü gitmek kolay. Kapıyı çarpıp çıkmak kolay. Telefonu kapatmak, mesajlara cevap vermemek, günlerce ortadan kaybolup sonra hiçbir şey olmamış gibi ortaya çıkmak kolay. Zor olan, kalıp konuşmak. “Buna kırıldım” demek zor. “Bunu söylerken seni incittim” demek daha da zor. “Ben de hata yaptım” diyebilmek ise neredeyse çağımızın kayıp medeniyeti. Oysa ilişkiler, kim haklı çıktı diye ayakta kalmıyor. İki insanın aynı anda haklı olabileceğini, aynı anda kırılabileceğini, hatta aynı tartışmada ikisinin de biraz haksız olabileceğini kabul edebildiğimiz zaman yürümeye başlıyor. Her tartışmayı bir savaşa çevirmeye gerek yok. Karşındaki insan düşmanın değil. Sana bir şey anlatmaya çalışan insan. Bazen beceremiyor, bazen sen anlamıyorsun. Bazen ikiniz de öfkenizin içinde kayboluyorsunuz. Ama mesele zaten tam burada başlıyor: Öfkeliyken bile birbirinizi kaybetmemeye çalışmak. Elbette insanın kendini toparlamak için biraz uzaklaşmaya ihtiyacı olabilir. “Şu an konuşursam daha kötü olacak, biraz sakinleşeyim” demek gayet insani. Ama bunun adı ortadan kaybolmak değil. Bir cümle yeter: “Şu an çok öfkeliyim. Biraz sakinleşmeye ihtiyacım var. Sonra konuşalım.” Bak, medeniyet geldi.
Kimse senden tartışmanın ortasında Gandhi olmanı istemiyor. Kimse senden her durumda sakin, olgun, anlayışlı ve kusursuz olmanı da beklemiyor. Ama yetişkin olmak biraz da duygularımızın sorumluluğunu almak demek. Ama birbirimizi cezalandırmak zorunda değiliz.
Sessizlik bir iletişim biçimi değildir; hele ki karşıdakini cezalandırmak için kullanılıyorsa hiç değildir. İnsan ilişkilerinde bazen kazanmak değil, birbirini kaybetmemek gerekir. O yüzden sevgili kapıyı çarpıp giden adam… Bir dahaki sefere çıkmadan önce dur. Derin bir nefes al. Ve mümkünse şu cümleyi söyle: “Ben şu an çok kızgınım ama bu meseleyi çözmek istiyorum.” İnan bana, hiçbir fetih planı bundan daha büyük bir strateji gerektirmiyor. Çünkü bazen en büyük mesele, haklı çıkmak değil; aynı masaya yeniden oturabilmek. Ve unutma: Konuşarak anlaşamayacağımızı düşündüğümüz yerde bile, susarak anlaşamayacağımız kesin.