Toplumun hafızasında yer eden bazı sözler vardır; kısa görünür ama insan ilişkilerine dair uzun hikâyeler anlatır. “Asil azmaz, bal kokmaz” sözü de bunlardan biridir. İlk bakışta bir karakter övgüsü gibi durur. Oysa ilişkiler açısından bakıldığında, bu söz aslında insanın özünün zaman içinde ne kadar belirleyici olduğunu anlatır.
Bir ilişkiyi ayakta tutan şey yalnızca aşk değildir. Heyecan geçer, güzellik alışkanlığa dönüşür, maddi imkânlar değişir. Ama insanın özü kalır. Çünkü karakter, kriz anlarında ortaya çıkar. İnsan en çok güçsüzken, öfkeliyken, kaybetmişken kim olduğunu gösterir. İşte bu yüzden “asil azmaz” denir. Gerçekten sağlam bir karaktere sahip olan kişi, şartlar kötüleştiğinde bile nezaketini, vicdanını ve ölçüsünü kaybetmez.
Bugün ilişkilerin en büyük sorunlarından biri de tam burada başlıyor. İnsanlar artık çoğu zaman karaktere değil, etkiye âşık oluyor. Güzel konuşana, iyi görünen kişiye, sosyal medyada “kusursuz” duran ilişkilere kapılıyorlar. Oysa zaman, herkesin makyajını siler. Rol yapan yorulur. Gerçek kişilik ise er ya da geç ortaya çıkar.
Bir ilişkide partneriniz size yalnızca iyi günlerde iyi davranıyorsa, bu sevgi değil konfordur. Gerçek sevgi; tartışırken hakaret etmemekte, kırıldığında bile saygıyı koruyabilmekte gizlidir. Çünkü insanın asaleti, en çok öfkesini nasıl yönettiğinde belli olur.
Sözün ikinci kısmı daha da dikkat çekicidir: “Bal kokmaz.” Bal burada saflığın, doğallığın ve öz değerlerin sembolüdür. Gerçekten temiz duygular taşıyan insanlar, zamanın çürüten etkisine rağmen içlerindeki iyiliği koruyabilirler. Modern ilişkilerde sıkça rastlanan manipülasyon, çıkar ilişkileri ve geçici bağlar düşünüldüğünde, “bal kokmaz” sözü neredeyse bir karakter testi gibidir.
Elbette hiçbir insan kusursuz değildir. Asalet; hata yapmamak değil, hatayla yüzleşebilmek demektir. Özür dileyebilmek, kendini düzeltebilmek, karşısındakini incitince sorumluluk alabilmek de bu olgunluğun parçasıdır. Çünkü kibir, ilişkinin en sessiz çürümesidir.
İlişkilerde güven arayan herkesin kendine sorması gereken soru şu olabilir:
“Karşımdaki insanın davranışları mı güzel, yoksa özü mü?”
Çünkü davranış değişebilir. Şartlar değişebilir. İnsanların hayatı altüst olabilir. Ama özü sağlam olan insan, en zor zamanlarda bile kendini ele verir. Tıpkı balın doğasını koruması gibi.
Belki de bu yüzden eski sözler hâlâ yaşıyor. Çünkü teknoloji değişse de insanın kalbi çok değişmiyor. Ve her çağın sonunda aynı gerçekle karşılaşıyoruz:
İlişkileri ayakta tutan şey geçici heyecan değil, bozulmayan karakterdir.