Dünyanın gözü önünde her gün yeni trajediler yaşanıyor. Ancak bazı haberler, insanlığın ortak vicdanını sarsacak kadar vahimdir. Son günlerde İran’da yaşanan olaylar, bu gerçeği bir kez daha ortaya koydu. Sivil halkın hedef alınması, masum çocukların ve kadınların hayatını kaybetmesi hiçbir şekilde kabul edilemez. İnsanlık tarihi, savaşın yıkıcı etkilerini defalarca kaydetmiş olsa da, her defasında bu tür olaylar bizlere bir utanç vesilesi olmuştur.
İsrail ve ABD kaynaklı müdahalelerle başlayan süreç, İran’da sivillerin ölümüne, ailelerin yok olmasına ve şehirlerin harap olmasına sebep oldu. Savaş, sadece cephedeki askerlerin değil, en çok savunmasızların hayatını etkiliyor. Çocuklar, günahsız bir şekilde bu kaosun ortasında bırakılıyor; oyun oynaması, okula gitmesi gereken çocuklar, bir kurşun veya bomba ile hayattan koparılıyor. Bu, insanlık değerlerinin en temel sınırlarını ihlal eden bir durumdur.
Tarih, benzer örneklerle doludur. Irak’ta, Suriye’de veya Afganistan’da yaşanan savaşlarda da masum insanların acıları hâlâ hafızalardadır. Ancak bugünkü durum, teknolojinin ve modern silahların kullanılmasıyla daha vahim bir boyuta ulaşmış durumda. Savaş stratejisi bahanesiyle yapılan bu saldırılar, sivilleri hedef almakta hiçbir meşruiyet taşımamaktadır. Uluslararası hukuk, sivillerin korunmasını garanti altına almışken, bu normların ihlali açık bir suçtur.
İran’da yaşananlar, sadece bölgesel bir kriz değil, küresel bir sorundur. İnsan hakları örgütlerinin raporları, medyanın haberleri ve sosyal medyadaki tanıklıklar, yaşanan trajediyi tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Bu süreçte sessiz kalmak, yaşananları görmezden gelmek, gelecekte benzer felaketlerin tekrar yaşanmasına zemin hazırlayacaktır.
Masumların ölümüne karşı her birey, her toplum ve her devlet sorumludur. İnsanlık, savaşın değil, barışın yollarını bulmak zorundadır. Diplomasi, diyalog ve adalet, ancak gerçek çözüm yollarıdır. İran’da hayatını kaybeden her çocuk, her kadın ve her sivil, sadece bir rakam değildir; her biri bir hayat, bir umut ve bir gelecektir. Bu nedenle uluslararası toplumun sorumluluk alması, suçluları hesap vermeye zorlaması ve sivillerin korunmasını garanti altına alması artık ertelenemez bir zorunluluktur.
Savaşın kirli yüzü bir kez daha ortaya çıktı. Ancak bu acı gerçek, aynı zamanda insanlığa bir çağrıdır: Masumların ölümü hiçbir koşulda kabul edilemez. Dünya, sessizliğini bozmalı, vicdanını dinlemeli ve bir an önce barış yollarını aramalıdır. Çünkü kaybedilen hayatlar, geri gelmeyecek bir hazinedir; ancak harekete geçmek, gelecekteki trajedileri engelleyebilir.