Kendi içlerinde fırtınayı dindirmek için mutlaka birilerinin baharını bozmak zorunda hissederler bazıları. Kendi dengesizliğini, senin düzenini altüst ederek telafi edeceğini sanan bu insanlar, aslında hayatın en tehlikeli yankı odalarıdır. Kırıp dökerek rahatlayan, huzursuzluğunu sana yükleyerek nefes alan, kendi karmaşasını senin üzerindeki hâkimiyetle gizlemeye çalışan kişilerdir onlar.

Sanki senin mutluluğunda fazla bir ışık varmış da, kendi gölgesini büyütmek için o ışığı kısmak zorundaymış gibi davranırlar.
Sanki senin huzurun, onların iç huzursuzluğunu daha da belirginleştiriyormuş gibi kıskanç bir bakışla izlerler.
Oysa kimsenin dengesi, senin dengesizliğin pahasına sağlanamaz. Sen kimsenin terapi alanı, sinir boşaltma noktası, iç karanlığın tamponu değilsin. Bir insanın kendini ‘’ iyi’’ hissetmesi için seni kötü hissettirmesi gerekiyorsa, orada ilişkiden değil, sömürüden söz edilir.
Böyle insanlar sabit durmaz; hem duygusal hem davranışsal olarak zikzak çizer. Bugün göklere çıkarır, yarın yere çarpar. Bir gün tutunur, ertesi gün hırpalar.
Senin hislerin, ruhun, sınırların… Hepsi onların ruhsal iniş çıkışlarına göre şekillensin isterler. Çünkü kendilerinin ‘’dengede’’ durma becerisi yoktur; onlar dengesini başkası üzerinde ağırlık kurarak sağlar.
Ama unuttuğun bir şey var: Sen kimseye denge taşı değilsin. Sen kendi hayatının merkezisin.
Hayatında kim varsa, sana iyi gelmeli. Seni güçlendirmeli, büyütmeli, desteklemeli. Mutluluğunu kıskanmamalı, huzurunu bozmamalı. Seninle savaşıp senden güç devşirmeye çalışmamalı.
Kendi dengesini ancak senin dengeni bozarak sağlayan biri varsa, orada durman gerekmez. Çünkü ilişki değil, tahakküm kurulmaya çalışılıyordur. O yüzden çekinmeden uzaklaş. Ses etmeden, hesap vermeden, açıklama yapmadan.
Senin huzurun başkasının tedavisi değildir.
Senin ruhun başkasının ilacı değildir.
Senin dengen, başkasının düzensizliğine kurban edilemez.
Kendi dengesini bozan insan, sen gitsen bile yine dengesiz kalmaya devam eder. Ama sen… her gittiğinde biraz daha güçlenirsin.