Modern hayat… Koşturmacası hiç bitmeyen, sürekli daha fazlasını isteyen, dışarıyı işaret eden bir tempo içinde kayboluyoruz çoğu zaman.
Başarı, statü, beğeni, alkış… Hepsi birer ödül gibi sunuluyor bize. Peki ya biz?
İçimizdeki biz? O sessiz, kırılgan, bir o kadar da güçlü olan… Öz benliğimiz nerede kalıyor bu oyunun içinde?
Öz benlik, kişinin maskesiz hali. Toplumun, ailenin, beklentilerin değil, insanın kendi sesiyle konuştuğu yer. Çocukken hep oradaydık aslında. Sevincimizi de üzüntümüzü de özgürce ifade ederdik. Ne zaman ki büyümeye başladık, o ses giderek kısıldı. ‘’Böyle yapma’’, ‘’şunu giyme’’, ‘’bunu söyleme’’ler arasında gerçek benliğimiz, usulca geri çekildi.
Oysa öz benlikten uzaklaşmak, bir anlamda kendi evimizi terk etmektir. Kendimize yabancılaştıkça daha çok yoruluyor, daha çok arıyoruz dışarılarda bir aidiyet. Oysa o arayışın cevabı içimizde, Sessizleştiğimizde, içe döndüğümüzde maskelerimizi çıkardığımızda orada duruyor: öz benliğimiz.
Peki nasıl döneriz ona? Cevap, sadelikte saklı. Gerçekten ne istediğimizi sormakta. Kimin için yaşadığımızı fark etmekte. Kendimize dürüst olup, başkalarını memnun etmek uğruna kendimizi inkâr etmemekte. Ve en önemlisi, öz benliğimizi yargılamadan kabul etmekte.
Öz benlik kusursuz değildir, ama gerçektir. Belki kırgındır, belki öfkelidir. Belki de umut doludur hala. Ne olursa olsun, o bizim en hakiki yanımızdır. Ve en derin huzur, onunla yeniden buluştuğumuzda gelir.
Bu yüzden bazen durup kendimize sormamız gerekir: ‘’ Gerçekten bu muyum, yoksa olmam istenen biri mi oldum?’’
Cevabını sadece sen bilirsin. Ve o cevap, seni öz benliğine bir adım daha yaklaştırır.
Ön benliğine doğru seyahat etmen dileğiyle…