Eskiden bir ülkenin zenginliği denildiğinde akla fabrikalar, yollar, binalar, makineler ve bankalardaki para gelirdi. Oysa günümüzde ekonomistler çok önemli bir gerçeğin altını çiziyor: Bir ülkenin en büyük servetlerinden biri, sahip olduğu doğal sermayedir.
Peki doğal sermaye nedir?
En basit ifadeyle doğal sermaye; doğanın insanlığa sunduğu tüm zenginliklerin toplamıdır. Ormanlar, tarım arazileri, nehirler, göller, denizler, yer altı suları, madenler, temiz hava, verimli topraklar ve biyolojik çeşitlilik bu sermayenin parçalarıdır.
Nasıl ki bir esnaf dükkânındaki rafları boşaltır ama yerine yeni ürün koymazsa bir süre sonra satış yapamaz hale gelir, doğayı da sürekli tüketip yerine koymazsak gelecekte ekonomik faaliyetlerimizi sürdürmekte zorlanırız.
Aslında doğa, dünyanın en büyük üretim tesisidir.
Her gün milyonlarca ağaç oksijen üretir.
Toprak ürün yetiştirir.
Arılar bitkileri tozlaştırır.
Nehirler su sağlar.
Denizler balık üretir.
Ormanlar iklimi dengeler.
Bütün bunlar çoğu zaman ücretsiz gerçekleştiği için değerleri fark edilmez. Oysa bu hizmetlerin ekonomik karşılığı milyarlarca doları bulmaktadır.
Bugün temiz suya ulaşabiliyorsak, tarım yapılabiliyorsa, hayvancılık sürdürülebiliyorsa bunun temelinde doğal sermaye vardır.

GÖRÜNMEYEN AMA EN DEĞERLİ SERVET

Bir fabrikanın makinesi bozulursa tamir edilir.
Bir otomobil eskirse yenisi alınabilir.
Ama kuruyan bir gölü geri getirmek onlarca yıl alabilir.
Yok olan bir canlı türünü ise çoğu zaman geri getirmek mümkün değildir.
İşte doğal sermaye diğer sermaye türlerinden bu yönüyle ayrılır.
Bazı kayıplar telafi edilemez.
Örneğin yıllarca bilinçsizce kullanılan tarım toprakları zamanla verimsizleşir. Toprakta organik madde azalır. Erozyon başlar. Çiftçi aynı ürünü elde etmek için daha fazla gübre kullanmak zorunda kalır. Bu da maliyetleri artırır.
Sonuçta hem üretici hem tüketici zarar görür.

EKONOMİ SADECE FABRİKADAN İBARET DEĞİLDİR

Ekonomik büyüme denildiğinde çoğu zaman sanayi üretimi ön plana çıkar.
Ancak sanayinin çalışabilmesi için de doğal kaynaklara ihtiyaç vardır.
Enerji gerekir.
Su gerekir.
Hammadde gerekir.
Temiz çevre gerekir.
Bugün birçok sanayi kuruluşu üretim yaparken en büyük sorunlardan biri olarak su kaynaklarındaki azalmayı gösteriyor.
Kuraklık arttıkça üretim maliyetleri yükseliyor.
Tarım ürünleri azalıyor.
Gıda fiyatları artıyor.
Yani doğadaki bozulma sadece çevrecileri ilgilendiren bir konu olmaktan çıkıyor; doğrudan mutfaktaki ekmeğin fiyatını da etkiliyor.

ORMANLAR SADECE AĞAÇ DEĞİLDİR

Bir ormana baktığımızda çoğu zaman sadece ağaçları görürüz.
Oysa bir orman aynı zamanda su deposudur.
Karbon deposudur.
Yaban hayatının evidir.
Toprağı koruyan doğal kalkandır.
Sel riskini azaltır.
Havanın temiz kalmasına katkı sağlar.
Yaz aylarında sıcaklığı dengeler.
Turizme katkı verir.
Arıcılığı destekler.
Kısacası bir orman kesildiğinde sadece ağaç kaybedilmez.
Ekonomik değeri yıllarca sürecek birçok doğal hizmet de kaybedilmiş olur.

TEMİZ SU EN BÜYÜK ZENGİNLİKLERDEN BİRİ

Eskiden suyun hiç bitmeyeceği düşünülürdü.
Bugün ise birçok bölgede yer altı suları hızla azalıyor.
Barajlarda su seviyeleri düşüyor.
İklim değişikliği yağış düzenlerini değiştiriyor.
Su azaldıkça tarım üretimi zorlaşıyor.
Sanayi üretimi etkileniyor.
Elektrik üretimi bile risk altına girebiliyor.
Bu nedenle artık birçok ülke su kaynaklarını korumayı ekonomik güvenlik meselesi olarak görüyor.
Çünkü susuz bir ekonominin büyümesi mümkün değildir.

BİYOLOJİK ÇEŞİTLİLİK NEDEN ÖNEMLİ?

Doğada yaşayan her canlı aslında büyük bir zincirin halkasıdır.
Bir böcek kaybolduğunda onu yiyen kuş etkilenir.
Kuş azalınca başka canlıların dengesi bozulur.
Arılar azaldığında meyve üretimi düşebilir.
Balık stokları tükenirse balıkçılık sektörü zarar görür.
Bu nedenle biyolojik çeşitlilik yalnızca bilim insanlarının ilgilendiği bir konu değildir.
Çiftçiden sanayiciye, turizm sektöründen tüketiciye kadar herkesi ilgilendirir.

GELECEĞE BORÇ BIRAKMAMAK

Doğal sermaye aslında çocuklarımızdan ödünç aldığımız bir mirastır.
Bugün tüm kaynakları tüketip geriye verimsiz topraklar, kirlenmiş nehirler ve yok olmuş ormanlar bırakmak gelecek nesillerin yaşam kalitesini düşürür.
Sürdürülebilir kalkınma denilen anlayış da tam olarak bunu anlatır.

Hem üretelim.
Hem büyüyelim.
Hem de doğayı koruyalım.
Çünkü kısa vadeli kazanç uğruna doğal sermayeyi tüketmek, uzun vadede çok daha büyük ekonomik kayıplara yol açabilir.

HERKESİN YAPABİLECEĞİ ŞEYLER VAR
Doğal sermayeyi korumak yalnızca devletlerin görevi değildir.
Çiftçi toprağını bilinçli kullanabilir.
Sanayici su tasarrufu sağlayabilir.
Belediyeler yeşil alanları artırabilir.
Vatandaş geri dönüşüme katkı verebilir.
Enerji tasarrufu yapılabilir.
Gıda israfı azaltılabilir.
Her küçük adım aslında büyük bir sermayenin korunmasına katkı sağlar.

SON SÖZ

Ekonomi ile doğa birbirinin rakibi değil, en güçlü ortaklarıdır. Sağlıklı bir ekonomi, sağlıklı bir çevre olmadan uzun süre ayakta kalamaz. Bugün doğal sermayeyi korumak için atılan her adım, yarının daha güçlü ekonomisini, daha güvenli gıda üretimini, daha temiz suyunu ve daha yüksek yaşam kalitesini garanti altına alacaktır.

Unutmayalım ki para kaybedildiğinde yeniden kazanılabilir. Fabrikalar yeniden kurulabilir. Binalar yeniden yapılabilir. Ancak yok edilen doğal zenginlikleri geri kazanmak çoğu zaman çok daha zor, bazen ise imkânsızdır. İşte bu nedenle doğal sermaye, sadece çevrecilerin değil, güçlü bir ekonomi ve güvenli bir gelecek isteyen herkesin ortak sorumluluğudur.