Particilik, gayret ister, çalışmak ister. Maddi manevi fedakârlık ister. Öyle masa başında oturarak, particilik yapılmaz.

            Bu meziyetleri taşımayan hiç kimse particilik yapamaz. Mensup olduğu partiye faydadan çok zarar verir.

            ***

            Partiye hizmet etmenin amacı, partisini iktidar yapmaktır. Partide ben-sen olmaz biz-siz olur. Eğer bu şekilde bir gayret gösterilmezse, çalışır gözükenler, biliniz ki partiden ziyade kendileri için emek sarf etmektedirler.

            Buna sebep de, milletvekillerine sağlanan olağanüstü özlük haklarıdır.

            ***

            81 İlde demokrasi için, o hale karşı oturma eylemi yapıldı.

            Diğer illeri takip etmedim. Ancak Gaziantep’teki oturma eylemi bir fiyasko idi. 200-250 civarında bir topluluğun bu eylemi, çok kimseyi tatmin etmemiştir.

            Acaba neden oturma eylemi geniş bir halk kitlesi ile gerçekleşmemiştir?

            Bunun tek cevabı vardır. CHP İl ve İlçe teşkilatları çalışmamıştır. Gaziantepliler, böyle bir oturma eylemini televizyonlardan öğrenmiştir. CHP teşkilatlarının hiç birinden duymamıştır.

            ***

            Eğer her tarafta durum böyle ise, bu şekilde çalışmakla seçimlerde CHP değil iktidar olmak, önceki seçime göre oy bile kaybedebilir.

            Gaziantep CHP İl ve İlçe teşkilatları artık canlanmalıdırlar. Öyle “Armut piş, ağzıma düş” yoktur. Baskın seçim kararı alındı; hemen çalışma ve gayretlerine başlamalıdırlar; özellikle, sandık güvenliği için…

            ***

            Orhan Veli Kanık’ın manzum bir Hoca fıkrasını sunayım siz sayın okuyucularıma:

            Derler ki: “Düğün var falanca yerde,

            Kazanlar dolusu pilavla zerde!

            Galiba şimdi de yemek zamanı…”

            Görmeyin Hoca’daki heyecanı.

            Bir anda zihni allak bullak olur.

            Ne yapsa da gitse düğün evine?

            Düşünür taşınır, çareyi bulur.

            Çabucak bir zarf alır eline;

            Alı al moru mor, kapıya damlar.

            Açıp ne istediğini sorarlar.

            “- Bir mektubu var da ev sahibinin;

            Onu getirmiştim…” “-Eh! Buyurun, girin.”

            Sırtında samur bir kürk, görünür ev sahibi.

Hoca zarfı eline tutuşturduğu gibi

Geçer kurulur sofranın başına;

Çalakaşık dalar düğün aşına.

Adam bakar zarfın üstüne;

Sonra Hoca’ya der ki”-Yahu bu ne?

Üzeri yazılı değil bu zarfın.”

Hoca içine gömülüp hoşafın:

“-Aceleye geldi, der, af buyurun;

İçi de yazılı değildir onun.”

***

Hoca bu gayretiyle sofraya oturabilir ama iktidar olmak, koltuğa oturmak bu kadar kolay değildir.