Dün Büyükşehir Belediye Meclisindeydim. Bazen bir toplantıda konuşulanlardan çok, konuşulmayanlar insanı düşündürüyor. Dün dikkatimi çeken iki konu vardı: Mecliste kadın temsili ve şehrin işleri karşısında protokolün ne kadar öncelikli olduğu.

Büyükşehir Belediye Meclisinde yalnızca bir kadın meclis üyesi var, o da Fadime Sayın. Ancak kendisi de birkaç oturumdur toplantılarda bulunmuyor. Elbette katılamamasının makul nedenleri olabilir; bunu bilmeden kendisi hakkında yorum yapmak doğru olmaz. Fakat asıl mesele şu: Tek kadın meclis üyesi toplantıda olmadığında, mecliste kadınları temsil eden hiç kimse kalmıyor. Şehrin geleceğine ilişkin kararların görüşüldüğü ve onaylandığı bir ortamda kadınların sesi kim tarafından duyurulacak? Kadınların yaşadığı sorunlar ve ihtiyaçları kim tarafından dile getirilecek? Mesele bir kişinin toplantıya katılmaması değil, kadın temsilinin tek bir kişiye bağlı kalması. Gaziantep'te kadınlar da bu şehrin yarısını oluşturuyor ve alınan kararlar onların hayatını da doğrudan etkiliyor. Öyleyse karar alma mekanizmalarında neden daha fazla kadın yok?

Bir diğer konu ise meclis gündemiydi. Önceki toplantılara kıyasla gündemin daha kısa olduğunu gördüm. Bunun nedenini kesin olarak bilemem. Ancak Numan Kurtulmuş’un Gaziantep programındaki karşılama törenleri, cami ziyaretleri, üniversite programı ve çeşitli buluşmaların yoğunluğu dikkat çekiyordu. İnsanın aklına ister istemez şu sorular geliyor: Meclisin gündemi gerçekten tamamlandı mı, yoksa şehrin işleri protokol programlarına yetişmek için mi geri planda kaldı? Meclis çalışmaları erken bittiğinde, görüşülmesi gereken konuların tamamı ele alınmış oluyor mu? Elbette üst düzey yöneticilerin şehri ziyaret etmesi önemli. Ancak bu ziyaretler nedeniyle meclis çalışmalarının aksaması ya da gündemdeki işlerin yarım kalması söz konusuysa, burada önceliklerimizi yeniden düşünmemiz gerekir. Çünkü şehrin yönetimi, ziyaret programlarına göre değil, vatandaşın ihtiyaçlarına göre şekillenmeli. Protokolün programı elbette yapılabilir; ama Gaziantep’in işleri de beklemeye bırakılmamalı.

Elbette üst düzey yöneticilerin şehri ziyaret etmesi, sorunları yerinde görmesi ve vatandaşlarla buluşması önemlidir. Ancak bir şehri ziyaret etmekle o şehrin sorunlarını çözmek aynı şey değildir. Asıl mesele, ziyaretlerin ardından hangi sorunların çözüldüğü ve hangi adımların atıldığıdır.

Bir de karşılama törenleri var. Protokol programları için belediye personelinin işini bırakıp kalabalık oluşturmak üzere görevlendirildiği durumlarla karşılaşıyoruz. Peki bu sırada yarım kalan işler ne olacak? Vatandaş belediyeye bir sorununu çözmek için geldiğinde, personel başka bir programda görevlendirildiği için beklemek zorunda mı kalacak? Bir yöneticiyi karşılamak için oluşturulan kalabalık, o yöneticinin halk tarafından ne kadar sevildiğini göstermez. İnsanların gönüllü olarak katıldığı bir buluşmayla, görev gereği oluşturulan kalabalık aynı şey değildir.

Üstelik daha önce açılışı yapılmış yerlerin farklı ziyaretlerde yeniden açılış törenlerine konu olması da düşündürücü. Bir yer kaç kez açılır, kurdele kaç kez kesilir? Bir hizmetin değerini kaç tören yapıldığıyla mı, yoksa vatandaşın hayatında neyi değiştirdiğiyle mi ölçmeliyiz? Belediyecilik yalnızca görünür olmak, fotoğraf vermek ve tören düzenlemek değildir. Asıl hizmet, vatandaşın sorununu çözmek ve kamu kaynaklarını doğru kullanmaktır.

Bütün bunlar aslında birbiriyle bağlantılı. Mecliste kadınların ne kadar temsil edildiği de, belediye çalışanlarının zamanının nasıl kullanıldığı da aynı soruya çıkıyor: Bu şehir kimin ihtiyaçlarına göre yönetiliyor? Meclis, toplumun farklı kesimlerinin sesini duyurabildiği bir yer olmalı. Kamu çalışanlarının emeği törenlerin görüntüsünü tamamlamak için değil, halka hizmet etmek için kullanılmalı. Protokol ziyaretleri de geride yalnızca güzel fotoğraflar değil, şehrin sorunlarına yönelik somut çözümler bırakmalı.

Gaziantep'in ihtiyacı daha kalabalık karşılamalar, daha çok kurdele ve daha gösterişli programlar mı? Yoksa işini zamanında yapan kurumlar, karar süreçlerinde sesi duyulan vatandaşlar ve herkesi temsil eden bir meclis mi? Bence asıl mesele kimin geldiği ya da kimin karşılandığı değil; o sırada bu şehrin hangi sorunlarının beklediğidir. Çünkü şehirler törenlerle değil, kendileri için çalışan kurumlarla büyür.